play_arrow

Bilgi Felsefesi

Bilgi Felsefesi: Akımlar – Sezgicilik

Bilal A. Eylül 18, 2020 143


Background
share close

“Yaşıyorum, o halde varım.”

Yaşam Filozofları

Bilginin Kaynakları

Sezgicilik

  • Akıl ve deneyim ekseni üzerinde gelişen söz konusu bilgi tarzlarının yegâne alternatifi, bilginin kaynağında sezginin olduğunu öne süren görüş olan sezgicilik, bu soruya olumlu yanıt veriyor. (1,4)
  • Sezgicilik, asıl ve hakiki bilginin kaynağının duyu algısının ve akıl yürütmenin dolayımlarını gerektirmeyen dolayız sezgi olduğunu savunur. Sezgi yetimiz bir şeyin hakikatini dolaysız bir şekilde, duyumsama ve akıl yürütme süreçlerini gerektirmeden kavrayabilir. (2)
  • Sezgi, en genel anlamıyla gerçekliği dolaysız olarak içten ya da içeriden kavrayabilme, tanıyıp bilme yetisidir. Adım adım ilerleyen gidimli düşünmenin ya da birtakım uğraklardan geçerek yol alan usavurmanın tersine, bir şeyi doğrudan doğruya algılayıp kavrama; bilinçli bir düşünme ve yargı varma süreci olmaksızın doğrudan, aracısız gerçekleşen anlama ya da bilme; hiçbir çıkarıma dayanmaksızın, dolaysız bir biçimde bilgiye ulaşma yordamı. (10)
  • Sezgicilik: İnsanın biricik, gerçek bilme yetisinin sezgi olduğunu, bilgi edinme sürecinde yalnızca insana özgü bir çabayla ortaya çıkan sezgiye güvenebileceğini; bilgiye ulaşma yolunda sezginin bilişsel ya da zihinsel yetilerimizden, kavramsal düşünme yetisinden üstün tutulması gerektiğini öne süren öğreti. (10)
  • Ahlak felsefesinde ise sezgicilik hangi eylemimizin doğru, hangi eylemimizin yanlış olduğunun bilgisine doğrudan sahip olduğumuzu; herhangi bir uslamlama ya da gidimli düşünmeye başvurmaksızın bir eylemi iyi ya da kötü kılanın ne olduğunun bilgisine sezgiyle ulaşılabileceğini savuna görüşe karşılık gelmektedir.

Tarihsel Olarak Sezgicilik

Platon (5)

  • Platon’a göre dört türlü bilgi çeşidi vardır. Platon bu bilgileri varlıkları çeşitli şekillerde tasnif ettikten sonra bunlara karşılık gelecek şekilde belirlemişti: Bölünmüş çizgi benzetmesiyle açıklanan bu varlıklar (idealar, ruhlar, ideaların kopyaları [nesneler] ve kopyaların kopyaları [resim, aynadaki yansıma] ve bunlara karşılık gelen bilgi çeşitleri olan yanılgı (eikasia), inanç (pistis), çıkarsamacı bilgi (dianoia) ve saf akılsal bilgi (noesis).
  • Tahmin, yanılgı, illüzyon anlamlarına gelen eikasia: Bu bilgi türünün konusu nesnelerin gölgeleri, -suda ya da aynadaki- yansımalarıdır. Platon’a göre bu bilgi türü gerçek bir bilgi değildir.
  • İnanç veya inanma anlamlarına gelen pistis: Bu türün konusu duyusal, tikel nesnelerdir. Ancak Platon’un bu tür şeyleri gerçek varlıklar görmediği için onları konu alan duyusal, tikel algıları da bilgi olarak kabul etmez.
  • Bu bilgi türü gibi tamamen değersiz bir bilgi de değildir bu bilgi. İdealar olmamış olsaydı, insanın sahip olabileceği tek bilgi türü bu olacaktı Platon’a göre. Platon duyusal bilginin varlığından şüphe etmez, problem onun kesinliği değil, onun sürekli değişmesi ve bilimin ihtiyaç duyduğu tümellik, değişmezlik, evrensellik ve zaman-dışılık standardını karşılamamış olmasıdır.
  • Çıkarsamacı Bilgi (Dianoia): Bu bilgi türüyle artık matematik ve geometrik doğrular alanında, yani akılsal bilgi alanındayız ama yine de yeterli doğruluk ve kesinlik içermez bu bilgi türü. Çünkü bu tür de aslında duyusal unsurlara dayanır. Mesela tahtaya yazılan rakamlar ya da çizilen geometrik şekiller hakkında değil onların temsil ettiği ideal, tümel sayılar ve geometrik şekiller hakkında konuşuruz. Tahtaya çizdiğimiz üçgen, ideal üçgenin sadece bir illüstrasyonudur.
  • Bu matematiksel bilgi koşullu, varsayımsal bilgidir. Yani sayıları ve şekilleri, dolayısıyla kullandığımızı formülleri var kabul ederek çalıştığımız için Platon bu bilgi türünü de mutlak bilgi olarak kabul etmez.
  • Saf Akılsal Bilgi, Sezgi (Noesis): Apaçık ilkelere dayanan, herhangi bir duyusal öğe içermeyen, hiçbir şekilde varsayımsal bir nitelik taşımayan, nesnesini doğrudan ve saf kavrayışla kavrayan bilgidir bu. Platon buna diyalektik diyecektir.
  • Bu bilgi, duyulardan hiçbir yardım almaksızın sadece akla dayanır. Konusu saf akılsallar olan idealardır. O kendinde iyinin özüne ulaşıncaya kadar bütün akılsallar dünyasını saf düşünce il kavrar.
  • İşte bu saf akılsal bilgi sezgi ile kavranan bir şeydir Platon’a göre. Onun Devlet eserindeki İyi İdeası ve Şölen diyaloğundaki Güzel ideası hakkında söyledikleri ve bunların ne türden bir sezgi ile kavranacakları düşünüldüğünde onun varlığın en son, en mutlak ilkesin ilişkin olarak sahip olabileceğimiz bilginin bir tür mistik çoşku (extase) sonucunda erişilen mistik bilgi olduğu yolunda bazı imalar görülebilir.

Aristoteles (6)

  • Aristoteles göre her türlü bilginin kaynağı deney/duyumdu ya da bilgi deney/duyumla başlar. Fakat duyusal bilgi tikelin bilgisi olduğu için bilimin konusu olamaz.
  • Aristoteles’te konusu tümel olan aklın üstünde bir akıl daha vardır. Bu da tanrısal akıl olan, temaşa eden, sezgisel akıldır ve bu akıl duyumdan hayal gücüne, hayal gücünden deneye, deneyden akıl yürütmeye ve nihayet akılsalların temaşa edildiği sezgisel akla uzanan bir hiyerarşinin en tepesindedir.
  • Aristoteles, Tanrının doğasının evrende varlığını gördüğümüz bütün faaliyetler içinde onların en yükseği olan düşünme, akıl faaliyeti olduğunu söyler. Tanrının kendi kendini temaşa etmesinden bahsediyor Aristoteles. Fakat bu akletme, temaşa etme yetisi Aristoteles’in bilgi felsefesinde gördüğümüz dedüktif akıl yürütme değil, nesnesini zaman dışı bir biçimde, doğrudan ve bütünüyle kavrayan sezgisel bir akıl, sezgisel düşüncedir (noesis). Duyular ve hayal gücünden mutlak anlamda bağımsız, salt fiildir bu düşünce ve hiçbir biçimde madde veya kuvve içermez.

Plotinos (7)

  • Plotinosçulukta nihai gerçekliğe tümüyle akılsal yolla da ulaşılmaz çünkü varlık veya tanrı akıl üstüdür ve akıl ona ulaşamaz.
  • Tanrıya ulaşmak, onun birleşmek sezgisel bir görüyle, temaşayla, Pythagorasçı anlamda theoria ile mümkün oluyor. Böylece o felsefeyi bir tür tinsel ve mistik deneye dönüştürür.
  • Varlığın ve bilginin sırf kendisi için istenmesi artık söz konusu değildir. İstenen şey Hallac Mansur gibi tasavvufçuların dile getirdiği tanrıyla birleşme, onun birliği içinde erimek ve yok olmaktır.
  • Plotinos bu amacı gerçekleştirmek için gerekli metafiziği ve rasyonel bir varlık tasavvuru oluşturduğu için ona filozof diyoruz.
  • Ahlaki erdemler sayesinde arınan ruh, ruhun yukarı kısmına ve Akıl’a yönelebilir ve entelektüel erdeme (theoria) sahip olabilir böylelikle.
  • Bu da bizi Plotinos’un sanat felsefesinde ulaştığı sonuca götürür. Onun sanat felsefesinde güzelin işlevi bizi iyiye götürmesiyle, ahlak felsefesin de ahlaki erdemlerin işlevi bizi arınarak Akıl ve oradan da Bir’e ulaştıracak bir temaşaya ulaştırmasıdır.
  • Bizi Bir’e ulaştıracak mistik deneyim, sezgisel kavrayış sayesinde taşmanın bütün katlarını geri doğru atlamış, her şeyin fışkırdığı kaynağa ulaşmış oluruz.

Gazali

  • Gazali, içinde bulunduğu şüphe krizinden, tanrının ruhuna attığını söylediği bir ışıkla çıktığını söylerken ne duyusal ne akılsal bir bilgi kaynağına işaret etmekteydi. (2)

“Bu defa bunun tedavisi için çabalamaya başladım ama bu öyle kolay olmadı. Çünkü elde bir delil olmadan o kuşkuları önlemek mümkün olmuyordu. (…) Bendeki bu hal, Rabbim benim bu hastalıktan kurtarıp, nefsim de sağlığına kavuşana ve normal halime dönene dek devam etti. (…) Bunlar ortaya bir delil koymak suretiyle, bir cümle kurmak yoluyla sağlanmış olmadı. Aksine bu sonucu, yüce Allah’ın kalbime attığı bir ışık ve nur sayesinde öğrenebildim.” (9)

gazali
  • Diğer İslam düşünürlerinden Mevlâna, Yunus Emre ve Muhyiddin-i Arabi de felsefecilerin duyusal gözlemler ve akıl yürütmelerine dayanan bilgi anlayışlarına karşı çıkıp öte yandan, tanrının, evrenin ve insanın bilgisine sahip olduklarını öne sürerken kendisine dayandıkları yeti sezgi diyebileceğimiz yetiydi. (2)
  • Sezginin ne olduğu doğrudan tanımlanmasa da bilinen şeyi apaçık bir biçimde, kendisinden şüphe edilmesi mümkün olmayan en üstün bir bilme tarzıyla kesin (yakini) ve konusuna uygun bir bilgi ile bilinir. (2)

Descartes

  • Descartes için sezgi, dolaysız ve apaçık bilgilenme ve içgörü durumuydu. (4)
  • Descartes “düşünüyorum öyleyse varım”a bir akıl yürütme sonucu varmadığını, bu sonucun her tür çıkarsama veya akıl yürütmenin kendisinden hareket edeceği “sezgisel” ilke olduğunu söylüyordu. (3)
  • Cogito, her türlü çıkarsamanın veya akıl yürütmenin kendisinden hareket edeceği bir ilk temeli oluşturmaktaydı. (2)

Henri Bergson

  • Klasik epistemolojiye karşı çıkan bu epistemolojik görüş, Fransız düşünür Henri Bergson tarafından geliştirilmiştir. (1)
  • Bergson’a göre iki tür bilgi vardır. Bunların ilki deneyim ve akla dayalı, kavramsal, analitik ve rasyonel bilgidir. Bu bilgi türünün temelinde olan zekâ ya da akıl, semboller yardımıyla bilir. Bu yüzden o ancak göreli bilgiler, gerçekliğin aslını değil de sadece şemasını veya dış kabuğunu verir. (1) Bu tür bilgi kavramlar aracılığıyla bilinmesi istenen nesneyi dondurur, parçalar. (2)
  • Bergson bu iki tür bilgi ayrımını, içinde dil olan bilgi ile dil olmayan bilgi ve göreli ve göreli olmayan bilgi diye de ayırır. Bu tür dile dayanan bilgide biz doğrudan nesnelere değil, kavramlar aracılığıyla nesnelere yöneliriz. Kavramlar ise bilen zihinde bilinen nesne arasında aracılık yapan simgelerdir. Yani nesnelerin kendileri değildir. Bu bilgi türü aynı zamanda nesnenin bilgisini bütününde değil, parçalayarak tanımlamaya çalışır.(2)
  • İkinci türden bilgi ise sezgi, sezgisel bilgidir. Bu bilgi türü kavramsallaştırılamaz. Sezgiyi “kişinin kendisi nesnenin içine, onda, ona özgü olanla ve dolayısıyla ifade edilemez olanla karşılaşmak için, taşıdığı bir sempati” olarak tanımlar. (1)
  • Sezgi, “biricik” olan gerçeklikle ilgili hakikatlerin kavramsal yolla söze dökülemez, ifade edilemez doğrular olduğunu dile getirir. Sezgi bize gerçekliğin şemasını değil de bizzat kendisini bilme imkânı verir. (1)
  • Nesne, somut, canlı (dinamik), çeşitli ccepheleri bir bütünlük gösteren varlıktır. Kavramlara (dile) dayanan , duyusal-akılsal bir bilgiyle nesnelerin hakikatini kavramak imkansızdır. Bir nesneyi bütünlüğünde, somutluğunda, canlılığında, dinamikliğinde bize kavratacak olan şey sezgidir. (2)
  • Sezgi, akıl ya da zekanın asla yapamayacağı bir şeyi başarır: O, insanı faydacı görüşlerden bağımsız olarak dünyanın içerisine taşır. Sezgi bize duyusal olmayan gerçeklikle dolayışız, yani soyutlamalardan bağımsız bir temas imkânı sağlar.
  • Böyle bir şeye dayanacak olan şey ise metafiziktir. Metafizik, nihai ve dinamik anlamında gerçeğin bilgisidir. O, simgelerden (dilden, kavramlardan) vazgeçmek ve gerçeği doğrudan doğruya kavramak iddia ve gücüne sahip olan tek bilgidir. (1)
  • Biz tecrübe etmeden böyle bir bilginin varlığını savunamasak da sezgiciler böyle bir bilginin var olduğunu, kendilerinin böyle bir bilgiye sahip olduğunu söylüyorlar. (2)
  • Sezgicilerin yapabildikleri tek şey, iddia ettikleri o ilginç deneyimi veya aydınlanmayı yaşamakla kalmak ve anlatamamak. (2)
  • Böyle bir bilgi varsa, bu sezginin en büyük özelliği ifade edilemez ve başkasına iletilemez olması olacaktır. Çünkü başkasına anlatılabilirse sezgi olmaktan çıkar. (2)

KAYNAKLAR

1- Felsefeye Giriş - Ahmet Cevizci
2- Felsefeye Giriş - Ahmet Arslan
3- Felsefeye Giriş - Lokman Çilingir
4- Bilgi Felsefesi - Enver Orman
5- İlkçağ Felsefe Tarihi Cilt 2 – Ahmet Arslan
6- İlkçağ Felsefe Tarihi Cilt 3 – Ahmet Arslan
7- İlkçağ Felsefe Tarihi Cilt 5 – Ahmet Arslan
8- Düşünceler ve Gerekçeler – Arda Denkel
9- Delaletten Kurtuluş - Gazali
10- Felsefe Sözlüğü – Abdülbaki Güçlü, Erkan Uzun

Etiketler:.

Rate it
Önceki bölüm

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Bir Yorum Yazın

Mail adresiniz burada gösterilmeyecektir. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.