play_arrow

Bilgi Felsefesi

Bilgi Felsefesi: Giriş, Bilgi, Anlam, Doğruluk

Bilal A. Mayıs 14, 2020 60 5


Background
share close

Epistemoloji ya da Bilgi Felsefesi Nedir?

  • Epistemoloji, terimi “bilgi” anlamına gelen Yunanca “episteme” ve “söz, akıl, bilim, açıklama, teori” anlamlarına gelen “logos” sözcüklerinden oluşmuştur.Epistemoloji, Felsefenin ‘bilgi’yi inceleyen teorik bir dalıdır. (1)
  • Bilgi felsefesi veya epistemoloji, doğrudan bilginin kendisine eğilen bir felsefe dalıdır. Bilgi nedir, bilgi mümkün müdür, bilginin kaynağı nedir, bilginin alanı, kapsamı ve sınırları nelerdir, bilginin ölçütü nedir, bilginin gerçekliği, doğruluğu, anlamlılığı nedir ve nasıl olmalıdır sorularına yanıt arar. (2)
  • Burada filozofun yaptığı şey var olan bilgi birikimini sorgusuz sualsiz kabul etmek değil, tüm bu bilgilerin bilgi olarak geçerliliğini, değerini ve doğrulunu saptayan temel ilkeleri belirlemek, temel bilgi türleri saptamak ve bu bilgi türleri arasındaki ilişkilerin doğasına odaklanmaktır. (3)

Epistemolojinin Önemi

  • Epistemoloji bütün felsefe disiplinlerin temelinde yer alır; felsefe disiplinlerinin sistemik kavrayışlarıyla dayandıkları ilke ve kabuller, ancak epistemolojik olarak oluşturulup temellendirilebilirler.
  • Hakikate ulaşma arzu ve iddiasının gündeme geldiği her yerde epistemoloji de gündeme gelir çünkü ortaya konan iddiaların (bilgilerin) doğru olup olmadıkları, kaynakları, kanıtları vb. hep epistemoloji tarafından test edilir. (1)
  • Düşündüğünün farkında olan “homo sapiens sapiens”in düşündüğü şeyi, bilgisini denetleyecek disiplin de -mantık yanında- yine epistemoloji olacaktır.
  • Felsefe, ortaya çıkışından günümüze değin sürekli bir yöntem arayışı içinde olmuştur. Epistemolojinin bir disiplin olarak felsefenin temelinde yer almasının bir diğer nedeni de işte bu yöntem tartışmasının bu alanda gerçekleşmesidir.

Bilginin Önemi

  • İnsan ister yaşamını sürdürmek ister çevresini ve doğayı tanımak isterse de meraktan olsun, bilmek arzusu taşıyan bir varlıktır. (2)
  • İnsan bildiği oranda kendisini doğal çevresinin dolaysız bir uzantısı kılan hayvani varoluşundan uzaklaştırmakta ve bu doğal ve dolaysız varoluşunu olumsuzlayıp dönüştürerek bir kültür varlığı olmaktadır. Vahşi bir doğal alandan bir kentsel alana girdiğimizde ilk duyumsadığımız şey, insanların bilgi ve emeğiyle dönüştürülmüş gerçekliğin tarif edilemez bir simge ve anlam yoğunluğu yaratmasıdır. İnsan dili ve düşüncesi bütün dolayımlarıyla uygar toplumun özünü ve ruhunu belirlemektedir. (3)
  • Bilgiyi incelemeyi felsefenin alanı olarak tanıtsak da tek bilgi türü felsefi bilgi değildir. Bilgi türlerinin kabaca dört disiplin altında ele alındığını, bunların mitoloji, din, felsefe ve bilim olduğunu konuşmuştuk. (4) Bunlara gündelik bilgiyi ya da sağduyu da ekleyebiliriz. (3)
  • Felsefe de bilme arzusunu doğaya yönelerek gidermeye başlamış, bunların ilk icracılarına da “doğa filozofları” demiştik. Fakat bu filozoflar doğayı bilme arzusu ile yaptıkları araştırmada bilginin kendisine, bilginin imkânı, kaynağı, ölçütleri ve sınırlarına değinmemişlerdi. (2)
  • Herakleitos, Parmenides, Demokritos ve Anaksagoras gibi filozoflar bilgiye ilişkin çeşitli soruşturmalar yapmış olsalar da bilgiye ilk yetkin yönelimin sofistlerle başladığını, sonra da Platon ve Aristoteles tarafından sistemli bir şekilde ele alındığını gördük. (2)

Bilgi Nedir?

  • Bilgiyi zihnin kavradığı düşünceler olarak ifade edebiliriz ama bu soruya ilişkin ayrıntılı bir araştırmaya gireceksek, “bilginin doğası nedir” ya da “bilgi nerededir” soruları işimizi daha çok görebilir.
  • Bu soru da “kardeşlik” nerededir sorusuna benzer. Kardeşliği iki kişinin ilişkisinde buluruz. Kadeşlik eğer kardeşlerden birinde olsa, diğer kardeş olmadan da insan pekâlâ kardeşlik özelliği taşıyabilirdi. Bunun gibi felsefede bilgi genel olarak bilen özne ile bilinen nesne arasındaki ilişkide bulunur; buna bilgi deriz. (3)
  • Burada üç öğeden bahsedildiğini anlayabiliriz: bilginin öznesi olarak bilen zihin, bilginin konusu olan nesne ve bilen özne ile bilinen nesne arasındaki ilişkinin ürünü olan şey, bilgi. (1)
  • Özne bilerek ve bildiği oranda öznedir. Özne bilenen nesnellik ile kendisinin ayrımına varabilir ve bilen bir özne olabilir. Nesne de nesne olabilmek, yani bilinen bir varlık olarak ortaya çıkabilmek için bilen özneyi gerektirir. (3)
  • Nesne, bireysel özne onun bilincinde olmasa da var olmaya devam edebilir, fakat onun özne için bir nesne olabilmesi için, bilginin konusu olabilmesi için öznel bilinçte içerilmiş olması gerekir (3)
  • Yani bilgi yalnızca bir sonuç ya da kazanım değil, insan zihninin etkin olduğu, yoğun çaba ve emek gerektiren bir süreç olarak anlaşılmalıdır. İnsan için ruhsal ve düşünsel zeminde şekillenen bilme edimi, insanı insan yapan dinamik bir sürece işaret etmektedir. (3)
  • İnsan bildiği sürece ve bildiği oranda insan olmakta, yani diğer bir dile getirişle bir tarih ve kültür varlığı olarak dolaysız doğal varoluşundan uzaklaşmaktadır. (3)
  • Bilgiyi tanımlarken filozoflar bu üç öğenin birini öne çıkarırlar ve böylece bilgi anlayışlarını ortaya koyarlar. Şu durumda bilgiyi özneyle ilişkilendiren bir filozof onu bir zihin durumu veya belli bir sürecin sonunda elde ettiğim kazanım üzerinden tanımlar; ikincisi, bilgiyi yöneldiği obje türüyle, yani konusu ve nesnesi ile tanımlar; üçüncüsü ise özne-nesne ilişkinin ürünü olan şey tanımlar. (1)

Anlam

  • Bir sembolün, sözcüğün veya önermenin anlamlı olabilmesi için düşüncelerimizi ifade ettiğimiz herhangi bir dilin ilke ve kuralları bağlamında, yani grameri ve sentaksı bağlamında bir yerinin ve karşılığının olması gerekir. Bu gramere ve sentaksa bağlı ifadenin düşüncemizi harekete geçiren bir iletisinin, bu bağlamda bir içeriğinin olması gerekir.
  • Dış ya da iç duyumuzdan kaynaklanan herhangi bir zihinsel belirlenimin anlamı, onun tanımı ya da tanımlarından oluşur. (3)
  • Bu bağlamda önermelerin düşüncemizin içeriğini oluşturabilmeleri ve bilgi değeri taşımaları için öncelikle anlamlı olmaları gerekir. (3) Gündelik dilde sık karşılaşılan normal ifade kusurları bir tarafa bırakılırsa, yine bilgi teorisi açısında bir nesne (insan, film, olay) anlamlı veya anlamsız olamaz; ancak bir önerme anlamlı veya anlamsız olabilir. (2) Örneğin, “normal şartlar altında su 100 santigrat derecede kaynar” önermesi ilk olarak Türkçe’de bir anlam bütünlüğü taşıdığı ve anlamlı öğelerden oluşturulduğu için doğru ya da yanlış bir bilgi değeri oluşturabilir. Yine Türkçe bilen birine “Ankara bize geçen yıl gelecek” diye seslendiğimizde, bu muhtemelen yukarıdaki seslenmeye göre daha anlamlı bir ifadeye işaret edecektir. (3) İkinci örnekteki ifade bir önerme bile olmaz. (2)
  • Kısaca ifade edersek, dolaylı ya da dolaysız bir anlam olmadan dolaylı ya da dolaysız bir bilgi olamaz. Bilgi ve bilmek, anlamı ve anlama edimini zorunlu olarak ön gerektirir. Anlam her türlü zihinsel işlemin zemininde bulunur ve bu anlamda zihin anlamlarla yüklü dinamik bir
    bütünlük oluşturur. (3)
  • Bununla birlikte, bir önermenin anlamından ne anlaşılması gerektiği filozoflar arasında tartışma konusudur. Örneğin mantıkçı pozitivistler ile pragmatistlerin bir önermenin anlamından anladıkları şey oldukça farklıdır. (2)

Bilginin Doğruluğu ve Gerçekliği

  • Dile getirilen bir önermenin bilgi değerini oluşturan şey onun doğruluğudur. (3)
  • Gerçeklik ise öncelikle bir felsefe disiplini olarak ontolojinin, yani varlık öğretisinin bir kavramıdır. Gündelik yaşamda genellikle doğruluğun söylediklerimizin gerçeklere ya da gerçekliğe uyması olduğu düşünülür. (3) Fakat gerçek asla söylenemez. Gerçek, söylenen şeyin, iddianın konusu olay şeydir ve dış dünyada, nesnel dünyada bulunur.
  • Havanın sıcaklığı bir gerçektir fakat havanın sıcak olduğuna ilişkin beyanımız doğru (veya yanlış) olur. Bu örneklerden doğruluğun zihinde, gerçekliğin öznenin dışında, nesnede olduğunu anlıyoruz. (2)

Doğruluk Kuramları

Uygunluk Teorisi

  • Yine de dile getirilen örnekler doğruluktan gerçeklere uygunluğun anlaşıldığını hemen gösterir. Bu durumda gerçekliğe başvurarak bu söylediğimin doğruluğunu deniyor ve test ediyorum. Gündelik dildeki bu doğruluk anlayışı, bilgi felsefesi terminolojisinde doğruluğun ‘uygunluk teorisi’ ya da ‘tekabüliyet teorisi’ olarak adlandırılır. (3)
  • Doğruluğun uygunluk teorisini bilgi felsefesinde genel olarak, düşüncelerimizin doğruluğunun dış ve iç gerçekliğin deneyimine başvurularak test edilmesi gerektiğini savunan empiristler (deneyciler) savunurlar. Gündelik yaşamda doğruluk ile gerçekliğin birbirine karıştırılması, ifade edilen şeylerin doğruluğunun, gerçek olarak nitelenmesinden kaynaklanır. (3)
  • Örneğin, ‘bu söylediğin gerçek değil’ denir, ki doğrusu ‘bu söylediğin doğru değil’ olmalıdır. Çünkü doğru ya da yanlış olsun dile getirilen her şey tam da söylenmiş ya da dile getirilmiş bir ifade olarak zaten gerçektir ya da gerçek olmuştur. Bu dile getirilmiş söz, bir kez ağzımızdan çıkmış ve dışa vurulmuş olduğu için gerçektir. (2)
  • ‘Gerçek’ ya da ‘gerçeklik’, düşündüğümüz ve söylediğimizden bağımsız olarak ister iç ve isterse dış dünyamızda süregelen olguların bütünüdür. Doğruluk ise söylediklerimizin, yani önermelerimizin bireysel öznelliğimizden bağımsız nesnelliğe uygun düşmesidir. (3)

Tutarlılık Teorisi

  • Doğruluk ile ilgili bilgi felsefesinde egemen olan ikinci bir önemli kuram ise, tutarlılık kuramıdır.
  • Genel olarak rasyonalistler (akılcılar) tarafından savunulan bu kuram, düşündüğümüz ve dile getirdiğimiz önermelerin doğruluğunu, genel olarak düşüncelerimiz arasındaki tutarlılığa, yani mantıksal kurallara uygun akıl yürütmelerimize bağlar.
  • Bu kuram açısından önemli olan öncelikle düşüncelerimizin dış gerçekliğe uyması değil, düşüncelerimizin birbirlerine uygun olmasıdır. (3)
  • Birçok rasyonalist filozofun model almaktan hoşlandığı aritmetik ve geometrik bağıntı ve ilişkiler, yalnızca düşüncemize özgü biçimsel doğruluklar değil, empirik gerçekliği bilmemize de yol açan bağıntı ve ilişkilerdir. Bu durumda aklımızın a priori, yani deneye önsel düşüncelerimiz arasında gözettiği tutarlılık ve mantıksal açıdan zorunlu ilişkiler, yalnızca biçimsel değil içeriksel bir bilgi ve doğruluğa işaret etmektedir. (3)

Sezgisel Doğruluk

  • Doğru bilginin kaynağının dolaysız sezgiye dayandıran sezgicilik, Akılcılık ve deneyciliğin epistemolojideki savlarını aşma iddiasındaki sezgicilik, asıl ve hakiki bilginin kaynağının duyu algısının ve akıl yürütmenin dolayımlarını gerektirmeyen dolaysız sezgi olduğunu savunur.
  • Sezgi yetimiz bir şeyin hakikatini dolaysız bir şekilde, duyumsama ve akıl yürütme süreçlerini gerektirmeden kavrayabilir. Ayrıntılarını filozofları (Gazali, Descartes, Bergson) gördükçe konuşuruz.  (3)

Pragmatist Doğruluk

  • Pragmatizm açısından önermelerimizin doğruluğu ve bilgi değeri, pratik yaşamdaki sonuçları açısından ölçülebilir. Düşüncelerimizi formüle eden önermelerimiz, bize pratik olarak sağladıkları yarar ve işlevler açısından doğruluk ölçütüne tabi tutulabilirler.
  • Bu kuram, bir şey (bilgi) iş görüyorsa, işe yarıyorsa doğrudur denerek özetlenebilir.
  • Pragmatizmin kaynaklarını Epikurosçularda buluruz.

Mutabakatçı Doğruluk

  • Son olarak demokratik anlayış da diyebileceğimiz mutabakatçı doğruluk kuramına göre doğruluk, tümel uzlaşıya göre doğruluğun ölçütü insanların seçimleri, uzlaşımları ve çoğunluğun kararı; yani bir doğru üzerinde mutabık olmaktır.
  • Örneğin karanlıkta bir vızıltı sesi duyarız ama onun sivrisinek olup olmadığına karar veremeyiz ve çevremizdekilerin fikirlerine; onların yargılarına danışırız. Odada birkaç kişinin var olduğunu varsayarsak ve çoğunluk onun bir sivrisinek olduğunu düşünüyorsa bu bilgiye doğru deriz. (1)

Bilgi Türleri

Apodeiktik ve Olumsal Bilgi

  • Apodeiktik veya zorunlu bilgi olduğundan başka türlü olamayan şeyleri veya bağıntıları dile getirir. Yüklemde bulunan özelliğin doğruluğu zorunlu olarak bilinir. Dolayısıyla bu önermeler, her zaman ve her koşulda doğru önermelerdir. 
  • Örneğin “yarın yağmur yağacak veya yağmayacak” önermesinde üçüncü bir alternatif olmadığı için bu zorunlu bir bilgi olur. (1)
  • Olumsal bilgi ise olduklarından başka türlü olabilen bilgileri ifade eder. Olması kadar olmaması da mümkün olan şeyleri ifade eder. Örneğin “yarın güneş doğudan doğmayacaktır” önermesinin gerçekleşmesi elbette istenmez fakat bu önermeyi dile getirmek ve yine bu önermeyi olumsuzlamak herhangi bir çelişki doğurmaz. (1)
  • Leibniz bu iki bilgi türündeki ayrımı “ussal doğruluk” ve “olgusal doğruluk” ayrımıyla dile getirir. Ussal doğrular zorunluyken olgusal doğruluk olumsaldır. Buradan zorunlu doğruların aslında mantıksal bir çelişki oluşturup oluşturmadıkları ile belirlendiğini de anlıyoruz.

A Priori ve A Posteriori Bilgi

  • A priori bilgi, deneyime dayanmayan, tecrübe ile elde edilmemiş bilgidir. “Tüm babalar erkektir” ya da “tüm evli olmayanlar bekardır” analitik önermeleri bu türden bir bilgidir. Bunlara analitik önerme diyoruz çünkü bu önermeler mantıksal analize dayanır. (1)
  • Baba kavramını incelediğimizde onda “erkeklik” özelliğinin içerildiğini görüyoruz. Yani erkek olmayan birisi baba olamaz. Bu durumu doğrulamak için dünyadaki herhangi bir veya tüm babaları gözlemlememiz gerekmiyor; kavramsal olarak bu anlamı içeriyor.
  • A posteriori bilgi ise deneyim yoluyla kazanılan bilgidir. “Su 100 derecede kaynar” sentetik önermesini ele alalım. Bu önerme, bilgimizi artıran, ampirik araştırmanın sonucu olan bir önermedir; bu yüzden ona sentetik diyoruz. Bu bilgiyi doğrulamak için deney yaparız.
  • Bunun dışında 20.yy filozoflarından Russell’ın “betimleme yoluyla” ve “tanışıklık yoluyla” bilgi ayrımı söz konusudur. Tanışıklık yoluyla nesneleri, betimleme yoluyla da gerçekliğin doğru temsilleri olarak önermeleri biliriz. (1)

Gettier Problemi

  • Geleneksel/üç parçalı bilgi tanımımızın ilk koşulu olan Doğruluk Koşulu, geleneksel olarak zihinsel olanın, gerçeklik ya da olguya uygun olması anlamına gelir (uygunluk teorisi). Kimi felsefeciler bilmeyi, inanmanın bir türü olarak tanımlamayı tercih etmişlerdir. Bu, İnanç Koşulu olarak bilinen diğer bilgi koşulunun kabul edilmesine sebep olmuştur.
  • Burada inanç ifadesi kabul etmekle eşdeğerdir. S kişisinin, Q’ya inanması demek S’in Q’yu kabul ettiği anlamına gelir. Örneğin, ayağımı yukarı doğru kaldırıp aşağı indirmeyi planlıyorum. Bu durumda ayağımın hareket edeceğine hem inanırım hem de bunu kabul ederim.   (5)
  • Fakat Doğru inançlar tek başına bilgi için yeterli değildir. İşte bu noktada üçüncü parça olan gerekçelendirme koşulu devreye girer.
  • Gerekçelendirme Koşulu, bir öznenin bildiğini iddia ettiği şeyi biliyor olma iddiasının çeşitli dayanaklara sahip olmasını ifade eder. Sahip olduğumuz doğru inancı, bilgi kaynaklarımızdan yola çıkarak elde ettiğimiz dayanağa ekleriz. (5)
  • Doğru inançları gerekçelendirmek, bilgi tanımımızda yer almayan şans faktörünü dışarı atar. Evrenin genişleme hızını bildiğini iddia eden bir fizikçiye bunu nasıl bildiğini sorduğumuzda, şans faktörüyle bildiğini iddia ederse, ortada gerçekten bilgi denilen bir şey var mıdır? Eğer gerekçelendirilmiş doğru bir inancımız varsa, her zaman bilgiye de sahip olur muyuz?  (5)
  • Gettier, gerekçelendirilmiş doğru inanç sahibi olunması durumunda da üç parçalı bilgi tanımının söylediğinin aksine inancımızın şans eseri olabileceğini ve dolayısıyla bilgi olmayabileceğini iddia etmiştir. (5)
 KAYNAKLAR

1- Felsefeye Giriş - Ahmet Cevizci
2- Felsefeye Giriş - Ahmet Arslan
3- Bilgi Felsefesi - Enver Orman
4- Felsefeye Giriş - Lokman Çilingir
5- Gettier Problemine Giriş - Taner Beyter

Etiketler:.

Rate it
Benzer programlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Bir Yorum Yazın

Mail adresiniz burada gösterilmeyecektir. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.