play_arrow

Bilgi Felsefesi

Bilgi Felsefesi : Helenistik Dönemde Bilgi

Bilal A. Şubat 8, 2021 167 5


Background
share close

Giriş

  • Sokrates için doğruyu bilmek demekti ve ancak doğruyu bilenler doğru ve ahlaki eylemleri gerçekleştirebilirdi. Buna entelektüalist ahlak demiştik. “Bilgi”nin bizatihi kendisinin önemli olduğu anlayıştan dolayı kendisinden sonra gelen Platon ve Aristoteles de bilgiyi özellikle incelemişlerdi. 
  • Sokrates’in entelektüalist ahlak anlayışı incelemeye başlayacağımız Helenistik dönem okullarında da yankı bulacaktır elbette. Ahlaki formun en yüksek bireyi olan “bilge”nin erdeminin temelinin bilgi olduğu bu okullarda, felsefe pratik bir bilgelik öğretisi olacaktır. Bu durum da bilgi ile daha yakından uğraşmayı gerektirecektir.

Helenistik Dönem Nedir?

  • İÖ 330-İS 30 yılları arasındaki döneme denk gelir. Büyük İskender’in ölümü ile Aktium Savaşına kadar olan dönemi kapsar. Bundan sonra İS 5.yy’a kadar sürecek döneme de Roma dönemi denecektir.
  • İskender’in Asya seferlerinden sonra doğu tipi yönetimler olan krallıklar ve monarşiler Avrupa’nın da yönetim şekline dönüşmüştür.
  • Doğu ve batının birleşmesiyle beraber de ticari ilişkilere engel olan sınırlar ortadan kalkmış, bölge tek bir ekonomik havza halini almıştır. Ele geçirilen yerlerde kurulan şehirler (İskenderiye) önemli bilim ve kültür merkezleri haline gelmiştir.
  • Ele geçirilen ve yeni kurulan bu şehirlerde kültürel faaliyetlerden genelde bölgenin yönetici ve aydın kesimi etkilenmiş, geniş halk tabakları ise alışılageldik hayat tarzlarına devam etmiştir.
  • Doğunun gelenekleri, monarşik yönetim tarzı ve dinleri ilk örneğini bizzat İskender’in kendisinde gördüğümüz üzere Yunanlıları etkilemiş, yöneticiler tıpkı doğulu yöneticiler gibi kendilerini doğu tarzında tanrılar olarak görmeye başlamış, kralların tanrısal ayrıcalıkları modern Avrupa felsefesine kadar gelen dönem boyunca damgasını vurmuştur.
  • Doğu dinlerinden Hıristiyanlık bu kültürel etkilenmenin en iyi örneklerinden birini oluşturmaktadır.
  • Batının doğudan etkilenmesi yanında batı da doğudan etkilenmiştir elbette. Doğunun devlet, kültür ve medeniyet dili yunanca olmuş, İslam sonrası Arap akınlarında ele geçirilen yerlerde bile uzun bir süre resmi kayıtlar yunanca tutulmaya devam etmiştir.
  • Atina’daki felsefe okulları varlıklarını sürdürse de Helenistik dönemde doğuda kurulan okullarda Yunan felsefesi icra edilmeye devam etmiş, Helenistik dönemin önemli felsefe karakterleri doğu kökenli olmuştur.

Dönemin Felsefesinin Genel Özellikleri

  • Yunan felsefesi teorik bir ilginin eseri olarak ortaya çıkmıştı. Platon ve Aristoteles’te de bu ilgi pratikte kendine imkân bulmuş, bu pratik bilgi hayatı belirleyecek bir konuma gelmişti.
  • Aristoteles sonra teorik ve pratik bilgi ayrılmaya başlayacaktır. Teorik ilgi Aristoteles’ten sonra metafizik sorunlardan uzaklaşacak ve tek tek bilimsel konulara yönelmeye başlayacaktır. Bu dönemle başlayan süreçte doğa bilimlerinde, matematikte, filoloji ve tarih alanında çalışmalar önemli gelişmeler kaydedecektir. Teorik ilgi klasik Yunan felsefesinin sorunlarını evirip çevirmekle geçse de pratik ilginin çok ileri gittiğine tanık olacağız.
  • Platon ve Aristoteles’in insanı toplum içinde ele alması, bireysel olarak dikkate almamış olması bu dönemde eleştirilecek ve dönemin felsefesine göre insan, birey insan olarak ele alınacaktır.
  • Felsefenin ana amacı insana nasıl yaşaması, mutlu olması gerektiği konusunda kılavuzluk etmek olacaktır. Bunun içinde yaşadığımız dünya (doğa) bilgisine ihtiyacımız var ve doğa hakkında yapacağımız araştırmada da bilgi kuramı (mantık) ihtiyacımız olacak. Bu bilgilerle oluşturulacak yaşama sanatı da bireyin mutlu yaşama erişmesine hizmet edecektir.
  • Bu dönemde üç önemli yeni felsefe okulu ortaya çıkacaktır:
  • Bu üç okul da empirist bilgi felsefelerine sahiptir. Aralarındaki farklar çoğunlukla ahlak felsefelerindeki farklılıktır ve doğal olarak üç okul da birbirlerinin rakipleridirler. Stoacılar daha çok Epikurosçuları, Septik okul da Stoacıları eleştirmiştir.

Epikurosçu Okul

  • Epikuros aslen Atinalı bir ailenin çocuğudur ve Sisam (Samos) adasında İÖ 342/1 yılında doğmuş, çocukluğunun ve gençliğinin büyük kısmını bu adada geçirmiştir. İÖ 310’da otuz yaşında önce Midilli sonra da Lapseki’de felsefe okulları kurduktan beş yıl sonra daha önce de gelmiş olduğu Atina’ya dönerek burada bir felsefe okulu kurar.
  • Epikuros öğretisinde bilgece yaşamanın kadrosunu öylesine eksiksiz çizmiştir ki öğrencileri sonra buna yeni bir şey katamamışlardır. Bundan dolayı bu öğretiden öne çıkan yeni bir filozof yetişmemiş ve Epikuros ve Epikurosçular hep beraber anılmıştır.
  • Onun felsefesi Stoacılarınki kadar olmasa da zamanla tüm Akdeniz havzasına yayılmıştır. Çevresi dostlarla çevrili olsa da hazcı öğretisinden dolayı rakip felsefe okulu Stoacılar başta olmak üzere düşmanlara da sahiptir ve kişiliğine ve hayat tarzına yönelik çok sayıda kötü niyetli suçlamalara da maruz kalmıştır.
  • Epikuros felsefeyi kanonik (bilgi felsefesi/mantık) fizik (doğa felsefesi) ve etik (ahlak felsefesi) olarak üç kısma ayırmıştır. Bizim konumuz da kanonik felsefe yani bilgi felsefesi olacaktır.

Bilgi Felsefesi

  • Epikuros,Bilgi felsefesi konusunda düşüncelerini Ölçüt Üzerine (Canon) adlı eserinde toplu olarak dile getirmiştir. Bu eser elimizde olmayıp Diogenes ve sonraki yazarların yaptığı açıklamalardan öğreniyoruz.Bilgi kuramında Aristoteles gibi mantık, akıl yürütme türleri, diyalektik gibi konularla ilgilenmemiş, bilginin nasıl elde edildiği, doğruluğun ölçütü gibi konularla ilgilenmiştir.Ona göre doğruluğun ölçütü olarak üç şey öne sürülebilir:
  • Duyumlar veya duyusal algılar: Duyumlar beş duyumuzun elde ettiği izlenimlerdir. Duyular bize dış dünyada bulunan nesneler hakkında bilgi verir.
  • Yargılar, fikirler veya kavramlar: Duyular yoluyla tecrübe ettiğimiz tikel nesne ve olguların tekrarları sonucunda olgular hakkında edindiğimiz fikirlerdir. (Prolepsis)
  • Duygular veya iç duyumlar: İnsanın kendi iç halleri ile ilgili olarak sahip olduğu izlenimlerdir, aç olmak veya üşümek gibi. Bu duyguların en temel olanları ise haz ve acı duygularıdır. Duyuların aksine bize kendi doğamız hakkında bilgi veren şeyler duygularımızdan. Haz ve acı bize neyin peşinden koşmamız, neden kaçınmamız gerektiği konusunda bilgi verir.
  • Bilginin nasıl elde edildiği konusunda da deneyci, bir tavır sergiler Epikuros. Platon’un aksine tüm bilgilerimizin kaynağını duyulara indirger ve duyular yanılmaz çünkü dış dünyayı anlamak için elimizde duyularımızdan başka bilgi kaynağımız yoktur.

“Eğer bütün duyumlarına karşı çıkarsan, elinde kendisine dayanarak bu yanlış olduğunu ileri sürdüğün duyumlarının yanlış olduğuna hükmedebileceğin hiçbir şeyin kalmaz.”

epikuros
  • Onun duyu yanılgılarını açıklamada imge kavramına başvurduğunu görüyoruz. Ona göre duyuların elde ettiği izlenim dış nesne değil o nesneye ilişkin imgedir. Bu bağlamda imge yanılmazdır fakat bizim bu imgeye ilişkin yargımız yanılabilir. Karanlık bir sokakta insan şeklinde bir karaltı gördüğümüz ürkebilir ama onun aslında bahçe duvarına asılı bir elbise olduğunu fark edebiliriz. Dolayısıyla bizim imgemiz değil, bu imge hakkında yargımızın yanlış olduğunu görürüz.
  • Yine de duyular arasında bir doğruluk değeri olduğunu söylüyor ve Sofistlerde gördüğümüz gibi açık seçik ve canlı duyumların diğerlerine kıyasla daha doğru olduğunu belirtecektir. Doğru duyum için de uygun şartların oluşmasını beklemeyi önerir; uzaktan belirsiz bir nesne hakkında doğru yargılara ulaşmak için yaklaşmayı bekleyebiliriz. Böylelikle bu doğru kavramına “bekleyen doğru” diyecektir.
  • Doğru duyular onun bilginin oluşmasının üç aşamasından yalnızca ilkidir. Duyular bize bir şeyin ne olduğunu söylemezler, bir şeyin ne olduğunu söylemek bir yargıda bulunmaktır. Böylelikle fikir/yargı veya kavram aşamasına geçmiş oluyoruz. Bu onun adlandırmasıyla Prolepsis aşamasıdır.
  • Prolepsis, Epikuros’ta ön/kavramlar, tümeller, ön/fikirler anlamına gelmektedir ve bu karşılıklar bir tür kavrayış, doğru sanı, genel kavram veya zihindeki tümel kavramlar anlamına gelmektedir.
  • Ön kavramlar Platon’un idealist düşüncesinin tam aksine duyusal tecrübeler sonunda oluşturulurlar. Bu kavramların oluşturulması da karşılaştırma, benzetme, birleştirme olarak sayılan bir takım zihinsel etkinler sonucunda oluşturulurlar.
  • Dış dünyada her şeyi açık seçik duyumsamamız birçok durumda mümkün olmadığı durumlarda bilimin ilerleyebilmesi için yine yöntemsel ön kabullere ihtiyaç duyulacaktır bu ön kabul “apaçık olan duyusal izlenimlere ters düşmedikleri takdirde apaçık olmayan nesnelerle ilgili yargılar da doğrudur” ilkesi bu ihtiyaca cevap verecektir. Mesela boşluğun varlığını kanıtlamak için kullandığı akıl yürütme buna bir örnektir:

“Boşluk yoksa, hareket de olamaz. Çünkü bu durumda her şey dolu ve birbirine bitişik olacağı için hareket eden cismin içinde hareket edeceği bir yer olamaz. Ancak hareket vardır çünkü onun hakkında apaçık duyu algısına sahibiz. O halde boşluk da olmak zorundadır.”

Epikuros
  • Epikuros doğa ve insanla ilgili olayların açıklanmasında, tanrıların veya tesadüflerin işe karıştırılmaması ve duyuların apaçık tanıklıklarıyla ters düşmemeleri şartıyla doğal olan bütün açıklamaların aynı ölçüde makul olduğunu ileri sürer.
  • Ona göre olgulara ilişkin (örneğin güneş tutulmasına ilişkin) tüm doğru açıklamaları araştırmak zorunda değiliz. Bu açıklamaların içinde yaşadığımız dünyada gözlemlediğimiz olgular tarafından yalanlanmaması yeterlidir. Öyle anlaşılıyor ki onun için doğa araştırmasında önemli olan gerçekten doğru olacak bilimsel bir açıklama değil, ahlaki hayatımız ve mutluluğumuz için uygun veya yararlı olacak herhangi bir mümkün doğal açıklamadır. Yeter ki bu açıklamalar teolojik veya mitolojik olmasın.
  • Onun bilimsel doğruya karşı kayıtsız kalması ve tutarsız bir felsefe yürütmesinin ilk zararı yöntemsel olarak kendisi kadar yetkin olmamasına rağmen yaşayan Platon ve Aristoteles felsefesine karşın kendi felsefesinin unutulmuş olması olmuştur.

Stoacı Okul

  • Stoacılık (Stoisizm) Epikurosçuluğa kıyasla daha uzun ömürlü olmuş ve daha çok taraftar çekmiştir. İÖ 3.yy başlarında kurulup 500 yıl var olan okul ve düşünce akımı, ilk, orta ve son dönem olmak üzere üç dönem içinde ele alınır genellikle.
  • İlk dönemin en önemli ikinci figürü Krizippos’tur. Okulun üçüncü lideri olan Krizippos’un öğretiye katkıları Zenon’unkinden bile fazladır. “Eğer Krizippos olmasaydı Stoacılık olmazdı” lafı ilkçağ boyunca çokça tekrarlanmıştır. Ortodoks Stoacılığın temsilcisi olan Krizippos’un bolca alıntılar içeren 705 eser yazmış olduğu aktarılır Laertius tarafından.
  • İkinci döneminde okula yöneltilen eleştiriler dolayısıyla Herakleitos, Sokrates, Kiniklerden, Megara okulundan, Platon ve Aristoteles’ten bazı öğeler alarak eklektik bir yapıya dönüşür. Son olarak da okul bu dönemde Roma’ya taşınır ve bir anlamda resmi Roma felsefesi haline gelir.
  • Son dönem tamamıyla Roma’da geçer. Bu dönemde Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius öne çıkar. İkinci dönemde başlayan dini ilgiler bu dönemde bu geç dönemde doruk noktasına çıkar.
  • Stoacılık ahlak öğretisi olması yanında bir kurtuluş öğretisi, bir çeşit din haline gelir çünkü İsa ile başlayan Hıristiyanlığın yayılımı tüm toplumları etkisi altına alırken felsefe de dinin vadettiği kurtuluş öğretileri karşısında klasik antik çağın doğal bir teoloji, doğal bir varlık ve metafizik öğretisi, doğal bir ahlak ve kurtuluş kuramına dönüşme ihtiyacı hissetmişti ve bu çaba felsefenin neredeyse tamamen bir din olduğu yeni Platoncu hareketlerden önceki son çabaydı.
  • Stoacılığın etkisi kilise babalarından Clemens, Tertaulianus ve Aziz Augustinus’a kadar uzanır. Stoacılık modern batı felsefesinden de Spinoza, Kant, Nietszche gibi filozofların bazı temel öğretilerinde de yer almıştır.

Mantık

  • Stoacılar Aristoteles’in ilk şeklini verdiği ve sınırlarını belirlediği mantık içine dille ilgili çalışmaları da dâhil etmiştir. Mantık sadece akıl yürütmelerin ve kanıtlamaların değil akılsal konuşmayla ilgili her şeyin incelemesini içine alır.
  • Bu dili, dilin ses ve anlamlarla ilgili fonetik ve semantik konularını, cümle kuruluşu ve üsluplarla ilgili incelemeleri de kapsadığı anlamına geliyor. Bunların yanında bilginin imkânı, kaynağı, doğru ve doğrunun ölçütü gibi epistemoloji alanına giren konular da mantığa dahil edilir. Mantığı bu denli geliştiren Stoacı filozof Krizippos’tur.
  • Stoacılar gerek Platoncu gerekse Aristotelesçi anlamda tümellerin varlığını metafizik ve epistemolojik görüş farklılıklarından dolayı reddettikleri için mantıksal önermeler konusunda da Aristoteles’ten farklılaşmışlardır.
  • Onlara göre dış dünyada var olan şeyler tikeldir ve duyusaldır. Tümeller sadece insan zihninin ürünü olan kavramlardır, yani nominalist bir görüş benimsemişlerdir. Onların önermelerde yaptıkları belirli önerme, kategorik önerme, belirsiz önerme gibi ayrımlar önermelerin Stoacılığın benimsediği metafizik ile çatışmamasının gayretinin eseridir.
  • Onlar önermelere sadece mantıksal biçimleriyle ilgilenmiyorlar, önermeler arasında tamamen biçimsel olarak hangi tür ilişkilerin kurulabileceğini araştırmışlardır. Bu modern mantıkçıların “doğruluk fonksiyonları” dedikleri sistemi geliştirmenin bir çabası gibi görünmektedir.
  • Gelecekteki gerçekleşecek olgulara ilişkin önermelerde Aristoteles’in mantığındaki üçüncü halin olmazlığı ilkesi gereğince doğru ve yanlış dışında bir yargıya varamıyorduk. Fakat yine Aristoteles’in gelecekte gerçekleşecek olayların zorunlu (determinist) olarak gerçekleşmelerinin bilinemeyeceği yargısı sebebiyle bu ikili doğruluk değerinin kesin olmadığını olmadığı belirtilmiştir. Stoacılara baktığımızda ise onların evrensel ilke olan Logos’un her şeyin en iyisini planladığı ve daha önce de değindiğimiz gibi kaderci (mutlak determinist) doğa felsefeleri gereğince ikili doğruluk değeri geçerliliğini korur.

Bilgi Felsefesi

  • Stoacılar da Epikurosçular gibi bilginin kaynağının deney olduğunu savunur. A priori bilgiyi reddeden bu düşünce tıpkı modern çağda John Locke’ta göreceğimiz gibi öğrenilen tüm bilginin doğduktan sonra deneyimle öğrenildiğini öne sürer.
  • Krizippos algıyı nesnenin akılda meydana getirdiği değişme olarak tanımlayarak Zenon’dan itibaren başlayan algı tanımına açıklık getirmiştir. Duyulardan gelen algılar için “izlenim” (phantasia) terimi kullanılmıştır. Nesnesi hakkında bize doğru bilgi veren izlenimler güvenilir izlenimlerle, hayali ve uydurma izlenimler arasında ayrıma gidilmiştir.
  • Güvenilir izlenim veren nesnelerde de yine ikiye ayrım söz konusudur. Buna göre bilimsel olarak doğru ve geçerli izlenimler ve nesnesini mükemmel bir biçimde açık seçik olarak kavrayan ve ifade eden izlenimler olarak ikiye ayrılır.
  • İzlenim henüz bir kanı veya inanç değildir çünkü bu özelliğiyle sadece öznenin sahip olduğu veya maruz kaldığı bir dış etkiden ibarettir. İzlenimin bir kanıya dönüşmesi için öznenin ona göstereceği tepkiye ihtiyaç vardır. Yani öznenin bu izlenimi kabul veya reddetmesi gerekecektir.
  • Stoacılar duyu izlenimlerini sadece dış dünyada bulunan nesnelerin etkileriyle sınırlandırmaz. Modern çağda Locke’un da söyleyeceği gibi “bizim iç hallerimiz, duygularımız, faaliyetlerimize ilişkin izlenimlerimiz veya duyumlarımız da bu izlenimlere dâhildir. Bu iç izlenimlerin kabul veya ret süreci de aynen korunur.
  • Genel olarak bireyse-duyusal izlenimler önce belleğe/hatıralara dönüşerek zihinde yer edinir. İzlenimlerin tekrar etmesi neticesinde oluşan bu deneyimlerden yola çıkarak genel kavramlara ulaşılır. Daha önce de söylediğimiz gibi Stoacılar nominalisttir. Dolayısıyla bilginin konusu olan nesneler tikel varlıklardır.
  • Duyusal verilerden gelen izlenimlerin kavramların düşünce ve bilgiye dönüşmesi ise akıl tarafından gerçekleştirilir. Duyusal izlenimi, duyu organının basit fiziksel bir etkilenimi olmaktan çıkararak anlamlı bir algıya dönüştüren kavram veya düşüncenin kendisi olduğu gibi son tahlilde algının güvenirliliğine ilişkin onay veren de akıl veya zihindir.
  • Stoacılar akıl sahibi insanların bütün izlenimlerinin önermesel bir içeriğe sahip olduğunu ve aslında bizim izlenimleri onaylarken onayımızı onları önermesel içeriğine verdiğimizi düşünür. İzlenimlerin onay ve ret aşamasının gerçekleşmesi için dil zorunludur ve her kabul ve ret bir önerme olarak karşımıza çıkar. Mantık bölümünde gördüğümüz gibi önermelerin doğruluğu da olgusal olarak doğrulukla ilgiliydi Stoacılar için. Bu yüzden mantık, epistemoloji ve ontoloji bu denli iç içedir Stoacılarda.
  • Stoacılar deneyin ürünü olup tekrarlanan deneyin sonucu olarak meydana gelen bazı kavramlarımızın yanı sıra deneyin kendisinden gelmeyen, deneyden önce gelen bazı zihin fiillerini kabul etmektedirler. Bunlar sayesinde at-adam, ölüm gibi deneyin ürünü olmayan kavramları oluşturabiliyoruz. Tanrı, ruh gibi metafizik öğeler de bu dünyadaki etkileriyle bilinebilecektir. Bu fiiller benzetme, oranlama, yer değiştirme, bir araya getirme, karşılık kurma olarak sıralanır.
  • Stoacılar doğrunun ölçütünü genel olarak algının kendisinde bulur. Zenon’a göre bir şeye doğru dememiz için onu, ona ilişkin kavrayışımızın (önermemizin) herhangi bir kanıtla reddedilmesi mümkün olmayacak bir tarzda kavramamız (algılamamız) demektir. Doğru algı konusunu tam olarak yansıtan algıdır. Bu algının doğruluğunun ölçütü de algılayan ruhun kendisinin bu algıya onay vermesi, onun doğruluğunu tasdik etmesidir.
  • Bu süreci özetlersek:
    • Birinci aşama: Nesnelerin duyularımızda izlenimler bırakması
    • İkinci aşama: Ruhun bu izlenime tepki vermesi; onu kabul veya reddetmesi
    • Üçüncü aşama: İzlenimin bir kavrama dönüşmesi
    • Dördüncü aşama: Oluşturulan kavram/kavramların bilgiye dönüşmesi
  • Zenon’a göre aksi örnekleri olsa da doğru algı ile yanlış algı kesinlikle birbirinden farklıdır ve algılayan ruh bunları doğru bir şekilde ayırır. Algılayan ruh sağlıklı olduğu, algıyı engelleyecek veya bozacak bir etken olmadığı sürece algı doğrudur. Yalnız algılayan kişi uzman veya bilgin olmalı ki sıradan insanın algılayamayacağı farklılıkları algılasın ve doğru bir izlenim oluşsun.
  • Stoacılara göre kavrayıcı bir algının tek başına herhangi bir bireysel olgunun algısı veya kavraması olmasına karşılık gerçek bilgi veya bilimin, bu tür algılara dayanmakla birlikte, onların, daha doğrusu onlardan hareketle zihnin oluşturduğu kavramların kendi aralarında sistemli bir biçimde birbirleriyle birleştirilmeleri gerekir. Yani duyusal bilginin akıl tarafından da onaylanması ve bu bilgilerin birbirleriyle tutarlı olması gerekir.

Septik (Şüpheci) Okul

  • Septik okul, Epikuros ve Zenon’un çağdaşı olan Piron tarafından kurulmuş ve farklı formlarda da olsa Roma İmparatorluğu sonuna kadar varlığını sürdürmüş bir Helenistik dönem okuludur ve adından da anlaşılacağı gibi bilgiye yönelen bir şüphe çerçevesinde şekillenmiş öğretilere sahiptir.
  • Septiklik (şüphecilik) bugün “felsefede insanın duyularının veya aklının yetersizliğinden dolayı gerçekliğin bilgisine erişemeyeceğini, görünüşün gerisindeki gerçekliğe ulaşmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını ileri süren bir öğreti” şeklinde anlaşılsa da antik çağda kendilerine septikler (skeptikoi) diyenlerin şüphecilikten anladığı şey belirli ölçüde farklıdır.
  • Kavramın kökü Yunanca “skepsis” kelimesinden gelir ve “bir şeyi ele alma, inceleme, bir şey üzerinde düşünme” anlamına gelir. Bu kavram anlamı itibariyle bir süre sonra yöntemli soruşturmaya işaret edeceği gibi Septik de “felsefi araştırmacı” anlamına gelmeye başlayacaktır.
  • Bir anlamda neredeyse tüm felsefe ve filozoflarda karşılaşabildiğimiz kuşkucu eğilimler nihayetinde bir okulun felsefesinin genel çerçevesini çizer hale gelmiş. Sokrates’le başlayan entelektüalist ahlak anlayışının Helenistik dönem okullarında yankı bulması, ahlaki formun en yüksek bireyi olan “bilge”nin erdeminin temelinin bilgi olması ile felsefe pratik bir bilgelik öğretisi olmuştu. Bu da bilgi ile pek yakından uğraşmayı gerektirmişti.
  • Septiklerin diğer “normal” filozoflardan farkı, kuşkuculuğun onların felsefelerinde tutarlı bir şekilde işlenmesi ve sistematize edilmiş olmasıdır. Nitekim Septikler de bilhassa Orta Dönem Septikleri, kendilerini önceki filozofların, -yine- bilhassa Sokrates ve Platon’un- mirasçıları olarak görmüşler fakat kendi farklarını da -bizim de anlatacağımız gibi- belirtmişlerdir. Bu filozofların üretecekleri şüpheci argümanlar kendilerinden sonra tüm çağlarda ve coğrafyalarda ortaya çıkacak şüpheci filozoflara (Gazali, Montaigne, Descartes, Hume, Kant) kaynaklık edecek ve ilham verecektir.
  • Septiklerin doğal rakibi Stoacılardır ve onları konuştuğumuz sürece Stoacılara yönelik eleştirilerini dile getireceğiz. Epikurosçularla Stoacılar arasında bilgi konusunda bir tartışma yoktur, Epikurosçular bilginin doğruluğu bildiğimiz diğer doğrularla ve pratik hayatla çelişmediği sürece geçerli/önemsiz bulurken Stoacılar duyulara dayalı bilginin kesin doğruluğundan emindirler ve böylece doğal olarak Septiklerin hedefleri haline gelirler.
  • Septikleri ele alırken önceki iki okul gibi dönemler halinde ele alacağız. Septiklik üç dönem altında ele alınmaktadır.
  • İlk dönem Piron ve öğrencisi Timon’un yaşadıkları dönemdir. Bu döneme Pironculuk ve/veya Eski Şüphecilik denir.
  • İkinci dönem şüpheciliğin kaynaklarının Sokrates ve Platon olarak görüldüğü, Arkesilaos’un başlattığı dönemdir. Bu döneme Orta Dönem ve/veya Akademik Şüphecilik dönemi denir.
  • Üçüncü dönem İÖ 1. Yılyılda yaşamış olan Ainesidemos’la başlar. Akademik dönem fazla dogmatik bulunduğu için bağımsız bir felsefe kurulmaya çalışılır. Bu dönemde Pironculuk yeniden canlandırılır. Dönemin öne çıkan isimleri Ainesidemos, Agrippa ve Sextus Empiricus’tur. Sextus Empiricus ilkçağ şüpheciliğinin en olgun ve zengin versiyonunu temsil edecek ve eserleriyle az önce bahsettiğimiz gibi kendisinden sonraki dönemlerde şüpheciliğe kaynaklık edecektir.

Öne Çıkan Birkaç Septik Argüman

  • Piron’dan önceki filozoflar şeyleri nasıl bilebileceğimizi tartışıyordu. Bunlar da genelde emprisizm ve rasyonalizm içinde ele alınıyordu. Bu ayrımın sebebi de doğruluk ölçütü konusunda uzlaşmazlıktı. Piron ise eşyanın kendisinin nasıl bir yapıya sahip olduğu, doğası bakımından bilinebilir bir yapıya sahip olup olmadığı sorunuyla ilgileniyordu. Bu konudaki düşüncesi de doğanın bizzat kendisinin belirlenmemiş, karışık, kavranması mümkün olmayan bir yapıda olduğu, doğayı meydana getiren şeylerin ölçülemez olduğu, doğadaki şeyler arasında bir ayrım yapılamaz olduğu ve onlar hakkında bir yargıda bulunulamaz olduğuydu.
  • Bilim ya da felsefe yapmanın bir anlamı kalmamasının yanında, herhangi bir şey hakkında herhangi bir yargıda bulunmak bile anlamsız ve aynı zamanda yanlış olacaktır. Onun takındığı bu susuş tavrından sadece doğal şeyler değil, her türlü ahlaki, toplumsal, dinsel inançlar da nasibini alacaktır. Yapmamız gereken herhangi bir yargıda bulunmamak ve tüm yargılarımızı askıda tutmak/yargıda bulunmaktan kaçınmaktı. (Epokhe)
  • Akademik dönemde Sokrates’in ön plana çıktığını da söylemiştik. Sokrates’in meşhur deyişi olan “Eğer tek bir şey biliyorsam hiçbir şey bilmediğimdir” sözünü temel alan şüpheci söylev, Arkesilaos tarafından “bunu bile bilmiyorum” şeklinde tamamlanarak daha tutarlı bir slogana dönüştürülür. Böylelikle miras olarak alınan şüpheci felsefe daha ileri taşınır. Arkesilos’un şu aktarımı onun düşüncelerinin bir özeti gibidir adeta.

“Her şey karanlık içinde bulunmaktadır ve hiçbir şeyin algılanması veya kavranması mümkün değildir. O halde herhangi bir konuyla ilgili bir iddiada bulunmak veya herhangi bir şeyin doğru olduğunu söylemek uygun değildir. İnsan kendini tutmalı ve temelsiz olan bir iddiada bulunmaktan kaçınmalıdır. Yanlış veya bilinmeyen bir şeyin doğru olduğunu söylemek acele verilen hatalı bir karar olacaktır ve bilgi ve algının önünde koşarak tasdik etmek ve onaylamaktan daha utanç verici bir şey yoktur”

arkesilaos
  • Son dönemdeki Ainesidemos, daha önceki tüm Yunan şüpheciliğinden çıkarılmış olgular, gözlemler, düşünceler ve argümanları bir araya toplamış ve günümüze kadar herhangi bir şüphecinin yararlanabileceği en zengin şüpheci kanıtlar malzemesini oluşturmuştur. Sextus Empiricus da bu kanıtları (tropos) düzenli bir şekilde ele alarak günümüze ulaşmasına aracılık etmiştir.
KAYNAKLAR:

1- Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri - Diogenes Laertius
2- İlkçağ Felsefe Tarihi Cilt 4 – Ahmet Arslan
3- Felsefe Tarihi - Macit Gökberk
4- Felsefe Tarihi - Alfred Weber
5- Felsefe Sözlüğü – Abdülbaki Güçlü, Erkan Uzun

Etiketler:.

Rate it
Önceki bölüm

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Bir Yorum Yazın

Mail adresiniz burada gösterilmeyecektir. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.