play_arrow

Bilgi Felsefesi

Bilgi Felsefesi : Hume ve Nedensellik

Bilal A. Aralık 31, 2021 330 5


Background
share close

Hume’un nedenselliği beni dogmatik uykumdan uyandırdı”

KANT

David Hume

  • Locke ile başlayan İngiliz aydınlanması Hume ile sona erecektir. Bacon ile başlayan empirizm Hume’da en büyük temsilcisini bulmuştur denilebilir; onun öğretisi empirizmin son büyük sözüdür, kendisi de İngiltere’nin yetiştirmiş olduğu düşünürlerin en açığı, filozof olarak en derini, düşüncelerini hiç çekinmeden tutarlı olarak en sonuna kadar gidenidir.  (1)
  • Hume kendisinden önceki felsefenin temeli olan ve Locke ile Berkeley’nin büsbütün sarsamadıkları iki kavramın “töz” kavramı “nedensellik” kavramlarının hesabını çıkaracaktır. (1)

Deneyim Nedir, Nasıl Elde Edilir?

  • Hume ilkin “tasarımların kaynağı” sorusunu ortaya koyar; o da bilincin içindekileri ikiye ayırır: “izlenimler” ve “ideler” (kavramlar). (1) Bu ayrımı yapmış ilk düşünür Hume’dur. (3) İzlenimler duyumlar (duyu deneyleri) ve duygulanımlardır (içsel deneyler). İdeler ise izlenimlerden daha az canlı olan hatırlama ve hayal gücü tasarımlarıdır. (1)
  • Hume, tüm bilginin izlenimlerden kaynaklandığını öne sürer. Ona göre, izlenimler deneyimizin içeriğini oluşturuyor. Edindiğimiz her izlenim için zihnimiz bir de kavram (ide) üretir. İdeler, izlenimlerin daha soluk kopyalarıdır. (3)
  • Önce duyu organlarımızın etkilenimleriyle oluşan kimi izlenimler edinir, örneğin sıcağı, soğuğu, susuzluğu ya da açlığı, bir hazzı ya a bir tür acıyı tadarız. Anlığımız böyle bir izlenimin, o izlenim kesildikten sonra da sürecek olan ve ide diye adlandırdığımız bellekte bir kopyasını yapar. Böylesi bir haz ya da acı kavramı, anlığımızı etkileyince istek, tiksinti, umut ya da korku gibi, kimi yeni izlenimlerin oluşmasına neden olacaktır. İşte bunlar ideler, kavramlar veya düşün izlenimleri dediğimiz ikinci türden izlenimlerdir. Bu sürecin nasıl oluştuğu bilinmez.
  • Düşünme dediğimiz şey de bellek ve imgelem yetilerimiz sayesinde duyumlarla edindiğimiz izlenimleri birleştirmek, değiştirmek, genişletmek veya daraltmak suretiyle yeni izlenimler, yeni ideler, kavramlar üreterek/türeterek çalışmasıdır. (1)

Peki Adalet? Peki Özgürlük? Peki Tanrı?

  • Tanrı idesi bile böyledir; zihin bu ideyi “bilgelik, iyilik” gibi insanın birtakım niteliklerini sınırlarının dışına yayıp genişletmekle elde etmiştir. (1)
  • Demek ki süjede bulunan her şeyin kökü mutlaka deneydedir; süjedeki bilgilerin hiç olmazsa temeli, hammaddesi objeden gelir; süjenin yaptığı bu hammaddeyi işleyip düzene sokmaktır. (1) Bu kuram açısından izlenimlerden kaynaklanmayan ideler deneysel temelden yoksun bulunacak, yani meşru olmayacaktır. (3)

O halde yanılmak söz konusu değil midir?

  • Yanılma, izlenimlere aykırı ideleri, idelere de aykırı izlenimleri bağlamaktan ileri gelir. İdelerle izlenimler arasındaki ilgilerin birbirine karıştırılmasının sebebi hayal gücüdür. Buradaki hayal gücü, ruhtaki bütün öteki üretim etkinlikleri gibi, birtakım yasalara bağlıdır ve bilgi teorisinin başlıca işi bu etkinliklerin mekanizmasını aydınlatmaktır. Bu mekanizma kabaca bir çağrışım psikolojisidir ve temelinde benzerlik, aykırılık, yakınlık ve nedensellik ilişkisi bütünüdür. (1)
  • Ona göre özdeksel dünyayı, nesneler dünyasının varlığını ancak bir olasılık olarak kabul edebiliriz. Hayal gücü buna inanabilir ama akıl böyle bir dünyanın var olduğunu hiçbir zaman kanıtlayamaz.
  • Peki nesneyle ilişkiye giren öznenin sahip olduğu izlenimlerin nedensellikten kaynaklandığını düşünmek ve buna göre bir özdeksel dünya var saymak makul görünebilir fakat Hume’a göre bu pek de güvenilir bir yöntem değildir. O da tıpkı Berkeley gibi var olayı algılanmış olma ile özdeş görür. Var olma, algılanmanın bize verdiği bir kanıdır, bir inançtır.
  • Hume’un empirizmi Berkeley’inkinden de radikaldir ve yalnızca maddi bir tözün değil, tinsel bir tözün de yadsınmasını içerir. Hume tüm tözsellik düşüncesini dışlayarak, yalnızca algı içeriklerinin gerçekliğini olumlar. (2)
  • Descartes sonsuz tözün de, sonlu tözlerin de (ruh ve madde) metafizik olarak bilinebileceğini öne sürmüştü. Locke bu tözlerin varlığını kabul etmiş ancak bilinemeyeceğini söylemiş ve metaifik ile ilgilenmemişti. Berkeley maddi tözü ortadan kaldırmış, tasarımların temeli olarak ruhi tözü bırakmış ve onu asıl gerçek saymıştı. Hume, Berkeley’in yarım bıraktığı işi tamamlayarak ruhun töz oluşunu da kaldırır. Böylelikle Berkeleyci bir spritualizmden kurtulmuş hem de Locke’un kaçınmaya çalıştığı materyalizmden sıyrılmıştır.

Deneyimin Parçası Olarak Ben veya Ruh

  • Ben bir tasarımlar bağlamı, bir complex’tir. Bu bağlamın altına bir dayanak sürmeye, bir töz yerleştirmeye hakkımız yok çünkü bizim ancak algılarımız için açık tasarımlarımız var; töz dediğimiz de bu algılardan büsbütün başka olan bir şeydir; dolayısıyla töz üzerine bilgimiz olamaz. Töz kavramı, duyumlarımızı birçok defalar hep aynı biçimde birleştirmemizden, bağlamamızdan meydana gelmiştir. Biz nitelikleri algılarken düşüncemizde hep onları birer tözle ilişkilendirir, bir var sayıma gireriz ama yukarıda dediğimiz gibi hayal gücünün ürünü olup kanıtlanamaz. Berkeley’in dış dünyaya, özdeksel töze uyguladığını özneye, tine de uyguluyor Hume kısaca.
  • Bu anlamda Hume metafiziksel gerçeklik bağlamında bir nihilist ya da yoksamacıdır. Hume ayrıca yalnızca duyu fenomenlerinin gerçekliğini olumladığı için de bir fenomenalisttir. Dahası o duyumsanan olguları aşan hiçbir gerçeklikten söz edilemeyeceğini savunduğu için, pozitivizmin, yani olguculuğun fikir babası olarak da görülebilir. (2)
  • Varolan duyum ve düşünceleri aşan bir tözsel ruh ya da öznellik fikri, hiçbir algı deneyimi ile kanıtlamayacak metafizik bir iddiadır. Fenomenlerden hareketle hiçbir numenal gerçeklik kanıtlanamaz. (2)
  • Doğrusu Hume’un Berkeley’e yönelik bu eleştirileriyle, her türden ruhsal ve tinsel töz düşüncesini yadsımakla kalmadığını, ruhumuza ve öznelliğimize özgü olduğunu düşündüğümüz ve her türden duyumu ve düşünceyi birbirine bağlayan bir özdeşlik ve kimlik (identity) fikrini de olumsuzladığını görmemiz gerekir. (2)

Nedensellik

  • Nedensellik, zaman içinde varlığı birbirine bağlayan şeydir. Evrenin neresinde oursa olsun, düşünülebilecek her zaman diliminde bir fiziksel zorunluluk olarak, belli bir değişim süreci yer alır. Değişim, bir niteliğin ortadan kalkıp yerine bir başkasının gelmesi, yani bir nitelik oluşumudur. Buysa nedenlerden kaynaklanır; her olayın, her nitelik oluşumunun bir nedeni vardır. (3)
  • Hume’un nedensellik ilkesini eleştirisinin çok dikkat çekmesinin iki nedeni var: Nedensellik üzerine kurulu deney bilimlerinin tehlikeye düşmesi ve Kant’ın bu eleştiriyi çok önemsemesidir. (1)
  • Hume’a göre töz idesi yoktur çünkü töz idesine karşılık gelen bir izlenimimiz yoktu. Bunun gibi neden-etki bağlantısı idesinin bir izlenimi de yoktur. (1) Nedensel yargılarımız deneylerimiz hakkında değil, bizim dışımızdaki olguları ilgilendiriyor. (3) Bilgi ya da inanç deneyimizin dışında olduğu için onu dikkate alamayız.
  • Örneğin ateşe yaklaşınca ısı artar ve ateşe yaklaşma ve ısınmayı böyle bir deneyim saymak istesek de burada algıladığımız iki farklı deneyimdir. Gördüğümüz tek şey iki olayın birbiri ardına gelmesidir. Bu iki olay arasındaki zorunlu ilgiyi algılamıyoruz. Nedensellik de töz gibi hiçbir zaman algılanamaz, ancak düşünülebilir; bir sonuç olarak da çıkarılamaz dolayısıyla kanıtlanamaz. (1) Nedensellikte bulunan bağlantı “üçgen olmak” ile “üç açılı olmak” arasındaki kadar sıkı bir zorunluluk değildir. Nedenin varlığını etkisi var olmadan, etkinin varlığını da nedeni ar olmadan düşündüğümüzde herhangi bir çelişkiye düşmeyiz. Oysa üç açısı olmayan bir üçgeni tutarlı olarak imkân yoktur. (3)
  • Olayları birbirine bağlayan bir çeşit güçten bahsetmek de mümkün değildir çünkü bunu deneyimleyemiyoruz. Unutmayalım, bilginin tek kaynağı izlenimlerdir ve böyle bir gücün, varsa bile, izlenimine sahip değiliz.
  • Olayların ardı ardına birçok defa tekrar ettiğini gördüğümüzde bizde bir alışkanlık duygusu yerleşir. Bu izlenimlerden edindiğimiz ideyi bir zorunluluk gibi kavrarız. Sübjektif olan bir olguyu objektifleştirir, o objede olup bitiyormuş gibi zannederiz. Nihayetinde de bu olguyu (nedensellik) kanıtlayamıyor, ona ancak inanabiliyoruz. (1)
  • Hume bu öğretisi ile empirik bilimlerin çalışmaları boşunadır demiyor. Gerçi nedensellik ilgileri hiçbir zaman kesin olarak tanıtlanamazlar ama bunlara inanmalıdır çünkü bu inanma pratik hayat bakımından gereklidir. Olguların art arda gelişleri ne kadar sık oluyor, onun tekrar aynı şekilde tekrarlanacağı olasılığı da artacaktır. Deneysel bilimler bu olasılığı saptama ve matematik olarak belirleme ile yetinirse, kanıtlanamayan nedensellik kavramından da pekâlâ vazgeçebilirler. (1) Bu şu demektir, biz tek tek olgulardan ve olaylardan nedensellik idesine veya kavramına ulaşamayız ama tipik bir nominalist gibi yaklaşarak birden fazla tekrar eden olaylar kesinmişçesine genelleyip nedenselliği burada bulabiliriz. Yine de kanıtlanamaz ama iş görür. (3)
  • Biz doğa yasası derken olgular arasındaki tekrarlanmaları çok olası ilişkilerden bahsederiz. Eğer olaylar arasındaki “reel” bir bağlantıdan bahsedersek bilme gücümüzün dışına çıkmış oluruz. (1)
  • Dolayısıyla sürekliliği ve devamlılığı var olan bir gelecekten de bahsedemeyiz aslında. Düzenlilik açısından geleceğin de geçmiş gibi olacağına olan inancımız ne bir nesnel kesinliktir ne de bir ussal zorunluluktur; buna güvenişimiz yalnızca ve yalnızca nedenselliğe olan inancımızdan kaynaklanmaktadır. Nedensel ilişkinin gelecekte de sürmesi ancak bir olasılıktır.

KAYNAKLAR:
Felsefe Tarihi - Macit Gökberk
Bilgi Felsefesi - Enver Orman
Düşünceler ve Gerekçeler - Arda Denkel

Etiketler:.

Rate it
Önceki bölüm

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Bir Yorum Yazın

Mail adresiniz burada gösterilmeyecektir. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.