play_arrow

Yeni-Platonculuk

Plotinos – Türüm (Südur, Taşma) Teorisi

Bilal A. Kasım 12, 2019 54


Background
share close

PLOTİNOS FELSEFESİ

TAŞMA (FEYZ, SÜDUR, TÜRÜM) TEORİSİ

Üç Hipostaz
  • Plotinos metafiziği her şeyin Bir veya Tanrı’dan çıktığı ve bu şeyin de kendini üç farklı aşamada ortaya koyduğu ana tezine dayanır. Bu varlığın kendini gösterdiği, açtığı her bir aşamaya hipostaz denir. Böylelikle onun metafiziği üç hipostaz ya da hipostazlar kuramı adını alır.
  • Üç hipostaz olan Bir, Akıl ve Ruh incelemesi öncesinde bunların nasıl oluştuğunu bildiren taşma kavramına bakalım.
  • Öncelikle bu kavram felsefe tarihinde ilk defa karşımıza çıkıyor. Taşma, çıkış, südur, feyz ve İngilizce olarak da emanation olarak değişik şekillerde karşımıza çıkacak.

Tanrı Kavramının Akıl İle İlişkisi

  • Plotinos öncesi Yunan felsefesinde -tasarımları farklı da olsa- tanrı ve evren (madde) ezeli ve ebediydi ve tanrı yaratmak yerine maddeye şekil vermek, kaostan kozmosa dönüştürücü bir akıl olarak iş görüyordu. Evrenin (maddenin) ezeli olması dolayısıyla da onun neden var edildiği (bir tanrı tarafından niye yaratıldığı) sorusu da anlamsız olacaktı haliyle.
  • Fakat Plotinos’a geldiğimizde tek ve mutlak varlığın artık tanrı olduğunu, maddenin ise onun yoktan var ettiği, yarattığı bir şeye dönüştüğünü görüyoruz. Daha sonra Leibniz metafiziğin ana sorusu olduğunu söylediği “neden hiçbir şey yok değil de bir şey var?” sorusunu Yunanlılar akıllarına getirmiyordu. Antik Yunanda bu soruyu sormak absürttü.
  • Dolayısıyla onlar evrenin nasıl veya neden varlığa getirildiğini araştırmıyor, evrenin neliğini, kaostan kozmosa nasıl dönüştüğünü, evreninin düzeninin kaynağını ve evrendeki değişimin ilkelerini araştırıyorlardı. Bu ilke, isimleri ve özellikleri farklı olsa da akıl ile özdeşleştirilmişti ve bir anlamda akıl tanrılaştırılmıştı (apothesis/apotheosis-tanrılaştırma). Fakat gittikçe güç kazanan Hıristiyan düşüncesi bu görüşe katılmayacaktı.
  • SORU: Yahudi/Hıristiyan düşüncesi açısından madde ve tanrıyı varoluşsal olarak denk görmeye, ikisini de ezeli olarak tanımlamaya neden karşı çıkılacağını anlamak kolay ama tanrıyı akılla özdeşleştirmek fikrine neden karşı çıkılmış?
  • CEVAP: Çünkü tanrıyı akıl ile özdeşleştirmek ona akıl olan bir öz belirleme ve sınır getirme anlamına geliyordu. O özü itibariyle akıl değil, saf bir iradedir diyor Hıristiyan düşüncesi. Akıl, akılsal olan (mesela mantık) sınırlandırılabilir, ondan akılsal olarak hesap sorulabilir ama irade sınırlandırılamaz ve sorgulanamaz. Akıl, akıl olmak bakımından özgür değilken, irade mutlak olarak özgürdür, her şeyden bağımsızdır ve her şeyin ötesindedir.
  • SORU: Plotinos da Yahudi/Hıristiyan geleneğine uyarak tanrıyı irade ile mi özdeş kılıyor?
  • CEVAP: Hayır. O Tanrıyı irade ile özdeş kılmayacak kadar Yunanlıdır ama akıl ile özdeşleştirmeyecek kadar da İskenderiyelidir ve Yahudi-Hıristiyan düşüncesi etkisi altındadır. Yani Plotinos Tanrıyı ne akıl ne de irade ile özdeş kılacaktır. Onu, Tanrıyı, hakkında konuşulması, özünden veya niteliklerinden söz edilmesi mümkün olmayan bir varlık olarak takdim edecektir. Yani her şeyin ötesinde, bilinemez, belirlenemez bir tanrı tanımlanacak, bu yönteme de negatif teoloji denecektir.

Monizm ve Düalizm

  • SORU: Antik Yunan’da tanrı ve evren az önce konuştuğumuz gibi birbirinden bağımsız ezeli ve ebedi varlıklar olarak ele alınıyordu. Plotinos’un ortaya attığı bu yeni Tanrı kuramı ile beraber tanrı ve evren arasındaki ilişkide de bir yeniliğe gidiliyor mu?
  • CEVAP: Plotinos yine ne tamamen Yunanlı ne de tamamen Yahudi/Hıristiyan teolojisine ve metafiziğine bağlı kalıyor ve iki farklı görüşü uzlaştırma yoluna gidiyor. Ona göre tanrı ne PlatonAristoteles ve Yahudi/Hıristiyan düşüncesindeki gibi evrene aşkın ve onun dışında bir varlıktır ne de Stoacıların söyledikleri gibi evrene içkin, tözü ve işlevi bakımından ondan ayrı bir varlık olan taşıyıcı maddeye nüfus etmiş bir varlıktır.
  • Evren, tanrının taşması, Bir’in çoklaşmasıdır; bu taşma ve çoklaşma sonucunda ortaya çıkan şeydir. Evren, tanrının tezahürü ve tecellisidir. Tanrı ve evren birdir ve evren tanrının eseri, onun türevidir. Madde tanrının taşmasının son aşaması, tanrının yokluğa karşımadan önceki son görüntüsü, son alçalmasıdır.
  • SORU: Bu düşünce bazı konularda Yunan felsefesine bazı konularda Yahudi/Hıristiyan -tanrı- düşüncesine benzerlik veya tersinden bakılırsa aykırılık barındırıyor ve son derece yeni. Ne yoktan yaratım ne de Tanrının evrene aşkınlığından bahsettiğimiz bu yeni varsayım bilhassa Yahudi-Hıristiyan düşüncesine epey aykırı gibi. Tanrının her bakımdan evrenin nedeni olması açısından da Yahudi-Hıristiyan düşüncesiyle epey örtüşüyor. Tanrının var olmaması evrenin var olmaması anlamına geliyor. Aristotelesçi anlamda düşünürsek onu evrenin formel, maddi ve ereksel nedeni olarak görmemek için bir nedenimiz yok gibi(?)
  • CEVAP: Plotinos’un Tanrısının ve tanrı-evren ilişkisini açıklayan bu modelin farklı şekillerde yorumlanması onu ileride temelde görüşleri ve kaynakları farklı olan bazı Hıristiyan ve Müslüman filozofların (Augistinus/Farabi-Thomas/Gazali) kendi felsefelerinde kullanmasına imkan verecektir.

TAŞMANIN İLKELERİ VE TEMEL VARSAYIMLARI

Bir, Akıl ve Ruh

  • Plotinos, Parmenides’in izinden giderek, Tanrı’yı Bir olan olarak tanımlar. Ona göre bir şey ne kadar birse o kadar vardır. Hatta varlıkla birlik tam olarak eş anlamlı iki kavramdır. Buna göre tanrıdan sonra gelen Nous (Akıl) bir bakıma Bir, bir bakıma çok olan; çokluk içinde Bir’lik veya Bir’liği olan çokluktur, Bir-Çok’tur. Nous’tan sonra gelen Ruh da yine Bir-Çok’tur. Bu onun taşmanın varsayımlarından ilkidir.

Bir, İyi’dir

  • İkinci önemli varsayım tanrının iyi olduğudur.
  • SORU: Bunu daha önce Platon’da görmüştük. Platon’un idealar dünyasının en yukarısında İyi İdeası bulunmaktaydı ve bunun onun tüm metafiziğinin temel varsayımıydı. Plotinos’tan yapılan “tanrının kıskanç olmadığı” aktarımı ile bu varsayım uyuşur gibi görünüyor dersek Plotinos’un da temelde Platon gibi düşündüğünü söyleyebiliriz herhalde.
  • CEVAP: Plotinos da bu varsayımı kabul eder. “Eğer tanrı varsa, evren niye vardır?” sorusunun cevabı “tanrının iyi olmasıdır” ona göre. “İyi olan, yayılır” düşüncesi ortaçağ skolastiklerinde, “tanrının cömert olması” da İslam felsefesinde böylelikle yer bulacaktır.
  • SORU: Peki bu varsayımın kaynağı nedir? Plotinos tanrının iyi olduğunu nereden biliyor?
  • CEVAP: Plotinos doğayı gözlemleyerek bu varsayıma ulaşıyor. Ona göre canlıların kendilerine benzer varlıklar dünyaya getirmesinin sebebi bu canlıların kıskançlık gösterip varlığı sadece kendilerine tutmak istememesi yani cömert olmalarıdır. En yüce varlık tanrı olduğuna göre en yüce cömertliği, iyiliği de o yaparak kendisinden sonra diğer tüm varlığı varlığa getirmiştir.
  • SORU: Bu durum canlı varlıklarla mı sınırlı?
  • CEVAP: Ona göre cansız varlıklar da belirli bir özelliğe yeterli derecede sahip olduklarında aynı şeyi yaparlar. Mesela yeterince ısınan bir cisim etrafına ısı ve ışık yayar. Yani bu varsayım bir evrensel yasadır.
  • SORU: Özü birlik ve iyilik olan tanrı, etrafına doğal olarak birlik ve iyilik, yani varlık saçmaktadır yani. Fakat etrafına ısı ve ışık saçan bir cisim kendinden bir şeyler (enerji) kaybetmektedir. Buradan tanrının da kendisinden bir şeyler (varlık, iyilik?) kaybettiğini varsaymamız doğru mu?
  • CEVAP: Plotinos’a göre böyle bir durum Bir için söz konusu değildir. Bir, güneş gibi sonsuz bir güç kaynağı olduğundan varlık vermesi gibi hallerin onun bu güdünce bir azaltma meydana getirmesi düşünülemez.

Mutlak olarak kutsal varlıklar söz konusu olduğunda, onların kendi kendilerinde ve ne iseler o olarak kalmaları yeterlidir.

Plotinos

Bir Bilinçsizdir

  • SORU: Peki Tanrının evreni yaratmasına sebep olan bu iyiliğin gereği olarak, planlayarak ve tasarlayarak mı bu evreni yaratmıştır?
  • CEVAP: Platon böyle düşünüyordu fakat Plotinos Bir’e herhangi bir plan veya niyet izafe etmez. Evren Leibniz’in daha sonra formüle edeceği gibi “mümkün olan evrenler arasında en iyisidir” ve Demokristosçu veya Stoacı görüşlerin ister aynı zamanda, ister birbiri ardından sonsuz dünyaların mevcut olması söz konusu değildir.
  • Yani evren mümkün olan evrenlerin en iyisidir, biriciktir ve var olması mümkün olan her şeyi içinde barındırır.
  • Bu düşünce zaten tanrının tereddüt etmesi, şüphe etmesi gibi yeteneklere ya da zaaflara sahip olacağı anlamına geldiği için kabul de görmez. Yaratım tasarlanmayacaksa nasıl olacak? Plotinos’a göre Nous aracılığı ile zorunlu bir şekilde gerçekleşecek. Yaratım, taşma, bir sanatçının sanat eseri yapması gibi değil daha çok bir doğa yasası gibi işler.

Mükemmel olan her varlık, (bir şey) meydana getirir. Bir, her zaman mükemmeldir; dolayısıyla ezeli-ebedi olarak meydana getirir ve onun ürünü kendisinden daha az mükemmel bir varlıktır. O halde en mükemmel şey hakkında ne demeliyiz? Ondan, kendisinden sonra en mükemmel olan başka bir şey çıkamaz. Akıl, büyüklük bakımından Bir’e en yakın olan ikinci şeydir. Çünkü Akıl, Bir’i görür ve onun sadece Bir’e ihtiyacı vardır. Buna karşılık Bir’in Akıl’a ihtiyacı yoktur. Akıl’dan da daha mükemmel olan şeyden çıkan bir şey, ancak Akıl olabilir ve bu şey kendisinden sonra gelen bütün şeylerden daha büyük bir şeydir. Nasıl Akıl, Bir’in bir tezahürü ise Ruh da Akıl’ın bir tezahürü ve onun bir tür etkinliğidir. Ancak Ruh, Akıl’ın bir hayali olduğu için onun görüntüsü kararnlıktır ve bundan dolayı onun Akıl’a bakması gerekir. Fakat öte yandan Akıl’ın kendisinin de Akıl olmak için Bir’e bakması gerekir.

Plotinos

  • Yani Ruh Akıl’ı, Akıl Bir’i bilir fakat Bir Akıl’ı, Akıl Ruh’u bilmez. Ruh’un duyusal dünüyadaki varlıkların varlığa gelişinin nedeni olan üst kısmı Alem Ruhu bile kendisinin evren üzerindeki etkinliğini sadece genel olarak bilir, onu evrene yönelmiş bir etkinlik olarak bilmez.
  • SORU: Giriş bölümlerinde Plotinos’un tanrısının evrenin genel olarak bildiğinden konuşmuştuk. Fakat bunu ayrıntısıyla bahsederken sanki tanrı hiçbir şey bilmiyormuş ya da Alem Ruh’unun bilgisinde bir kusur varmış gibi anlaşılıyor.
  • CEVAP: Evet, tanrı evreni dolaylı olarak bilir. Alem Ruhu da evreni arketipleriyle, örnekleriyle bilir ve varlığın duyusal dünyadaki imgelerini bilmesi kesinlikle gerekli değildir Plotinos’a göre. Aristoteles’te de benzer şeyi görmüştük; en yüce olan, hareket etmeyen hareket ettirici tanrı kendisinden aşağı varlıkla ilgilenmez, bilmezdi. Bu açıklama Yunan felsefesinde sorun olmasa da Yahudi-Hıristiyan, bilhassa İslam felsefesinde önemli sorunlara kaynaklık edecektir.

TEMAŞA (SÜDUR, TÜRÜM, FEYZ)

Her Şey Temaşa Eder

  • Plotinos varlığın Bir’den taşmasını tümüyle tinsel bir olay ve süreç olarak tanımlar ve bu olayın her adımını temaşa fiiliyle açıklar. Temaşa ona göre evrendeki tek ve yegâne fiildir. Bir ezelden beri sürekli olarak taşmaktadır. Bu taşma olayında Bir’den çıkan şey, ondan çıkar çıkmaz ilkesine yani Bir’in kendisine dönmekte ve ilkesini yani Bir’i temaşa etmektedir.
  • İşte Nous’a Nous olarak varlığını ve özelliğini veren şey, onu bu ilkesini temaşa etme olayının kendisidir. O bu sayede, bu temaşa etme eylemi sonucunda Nous olarak yani aynı zamanda hem akıl, hem öz, hem varlık olarak teşekkül etmekte, ortaya çıkmaktadır. Benzer şekilde Ruh da Nous’u temaşa edecektir.
  • SORU: Duyusal dünyanın Ruh’tan taşması nasıl gerçekleşecek? Orada da temaşaya yer var mıdır?
  • CEVAP: Temaşa eylemini ve üç hipostazı Platon felsefesi ile ilişkilendirerek bir açıklama yapar Plotinos.
  • Buna göre ikinci hipostaz olan Akıl (Nous) Demiorgos ile, demiorgos’un yaratıcı eylemi Ruh’un Akıl’ı izle ödeşleştirilerek açıklanacaktır. Demiorgos’un ideaları izleyip yaratma eylemi yapması gibi Ruh da Akıl’ı temaşa ederek duyusal dünyaya taşacak, onu yaratacaktır.
  • Temaşa eylemi böylece buradan canlı/cansız tüm varlıklara uzanan ve ondan pay aldıkları bir eylem haline gelecektir. Hatta evrendeki canlı/cansız tüm kuvvetlerin yaptıkları tüm eylemler yalnızca temaşa eylemi olacaktır.
  • Her şey temaşa etmeyi ister ve amacı budur fakat her varlık bunu farklı şekillerde gerçekleştirir veya farklı oranlarda başarılı olur.
  • SORU: Buna göre doğanın, doğal varlıkların eylemleri de materyalistler (atomcular) gibi çarpma, vurma eylemi değil temaşa eylemidir öyle mi?
  • CEVAP: Evet. Ağaçlarda gördüğümüz büyüme ve gelişme bile temaşadır. Çünkü bu eylemler gerçekte Ruh’un eylemleridir.

Böylece doğada meydana getirme eyleminin bir temaşa eylemi olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü yaratma, hiçbir zaman başka bir şey olmayan, hibçir zaman başka bir şey yapmayan, sadece bir temaşa olarak yaratan bir temaşa eyleminin sonucudur.

Plotinos

İnsanın Temaşası

  • SORU: Peki akıllı varlıkların temaşası nasıl gerçekleşiyor? Biz insanlar da temaşa ediyor muyuz?
  • CEVAP: Evet. Doğanın sessiz ve bulanık temaşasının üzerinde açık seçik olan, insan ruhunun temaşası vardır Plotinos’a göre. Ruhun temaşasının üst kısmı da aklın temaşasıdır. Plotinos’a göre insan ruhu akılsal bir formdur. Akılsal formun özelliği ise düşünmek, temaşa etmektir. Ruh’tan Akıl’a yükselme, Plotinos için temaşa etmenin en yüksek ve asil biçimidir.

Her hayat bir düşüncedir. Ama nasıl ki hayatın açık seçiklik ve güç bakımından farklı dereceleri varsa, düşüncenin de biri diğerinden daha zayıf, daha güçsüz olan biçimleri vardır. Bu hayat (Akıl’ın hayatı) daha açık seçik olandır. O, ilk hayat, ilk akıldır … o halde en gerçek hayat, düşünce hayatıdır.

Plotinos

  • Böylece Akıl, aynı zamanda düşünme, varlık ve hayattır. Bütün bunlar bir ve aynı şeydir. Bütün evren Akıl’ın temaşa eyleminin ürünüdür ve yine bütün evren onun temaşa eylemini taklit ederler.
KAYNAKLAR:
İlkçağ Felsefe Tarihi 5. Cilt - Ahmet Arslan
Felsefe Tarihi - Macit Gökberk

Tagged as: .

Rate it
Previous episode
Similar episodes

Post comments

This post currently has no comments.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *