play_arrow

Septikler

Septikler-1/3 (İlk Dönem – Piron)

Bilal A. Eylül 5, 2019 330


Background
share close

SEPTİKLER

  • Septiklik, şüphecilik bugün sinema başta olmak üzere popüler kültürün sıkça işlediği, en azından tema edindiği bir düşünce akımıdır. Matrix, Inception gibi filmlerde ve yapay zekanın popülerleşmesi ile Black Mirror gibi TV dizilerinde rüya ile gerçek arasındaki ayrımın mümkün olup olmadığı, bir rüya/hayal/simülasyon içinde yaşayıp yaşamadığımız gibi sorular temelde hep şüpheci soruların uzantılarıdır.
  • Şüphecilik temelde bilgi sorunuyla ilgilidir ve “İnsan bilgisinin olanakları ve sınırı nedir?” temel sorusu üzerine şekillenir. “Bildiğimiz şeyleri nasıl biliyoruz, bu bilgiler doğru mu, doğruysa nasıl doğru olduğunu biliyoruz?” soruları en sık karşılaştığımız sorular.
  • Bilgi konusunda şüphecilik ve dogmacılık arasında seçim yapmak hayatımızı da etkileyebilen bir durumdur. Felsefi, bilimsel, dini ve pratik bilgiye nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda dogmacılıkla kesin bir şekilde ayrılır. Bilgi konusunda alınacak tavır yasaları yapar veya uygularken bile etkili olabilir. Örneğin idam cezasını ele alalım. Biz alacağımız yanlış kararlarla insanların hayatlarını nihayete erdirebilir ve sonrasında alınan kararların yanlış olduğunu öğrenebiliriz. Şüpheciliğin hukuk sisteminde yer alıp almaması böyle bir yasanın var olup olmayacağını doğrudan etkileyebilir.
  • Şüphecilik (septiklik) eleştirel düşünce denen şey değildir. Eleştirel felsefeyi ilk olarak Kant ile 18.yy’da karşımıza çıkarken eleştirel düşünce kavramı ilk olarak 20.yy’da John Dewey tarafından ortaya atılmıştır ve eğitim bilimleri ile ilgili bir kavramdır. Kendi tanımıyla: Eleştirel düşünce, “kendisini destekleyen temelin ışığında, herhangi bir inancın ya da farz edilen bilgi formunun etkin, kalıcı ve dikkatli şekilde gözden geçirilmesi ve daha ileri neticelere yönelmesidir.”. Öğrencilere kazandırılması gereken yetenektir ve bilimsel gelişmeyi mümkün kılar. Dewey’in düşüncelerinin temelini de modern çağ filozofları Lock ve Berkeley’in eğitim konusundaki düşünceleri oluşturur.
  • Septiklik (şüphecilik) bugün “felsefede insanın duyularının veya aklının yetersizliğinden dolayı gerçekliğin bilgisine erişemeyeceğini, görünüşün gerisindeki gerçekliğe ulaşmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını ileri süren bir öğreti” şeklinde anlaşılsa da antik çağda kendilerine septikler (skeptikoi) diyenlerin şüphecilikten anladığı şey belirli ölçüde farklıdır.
  • Kavramın kökü Yunanca “skepsis” kelimesinden gelir ve “bir şeyi ele alma, inceleme, bir şey üzerinde düşünme” anlamına gelir. Bu kavram anlamı itibariyle bir süre sonra yöntemli soruşturmaya işaret edeceği gibi Septik de “felsefi araştırmacı” anlamına gelmeye başlayacaktır.
  • SORU: Şüphecilikle ilgili ilk düşüncelere Septiklerle mi karşılaşıyoruz yoksa bunun bir düşünce altyapısı var mıdır?
  • CEVAP: Ksenophanes’in Yunanlıların tanrı anlayışlarına karşı çıkışı, Herakleitos’un varlığı reddedip oluşu öne sürüşü, Permenides’in duyuların tanıklığını reddedişi ve Demokritos’un görünüş ve gerçekliğin aynı şey olmadığı yönündeki itirazı ve nihayet Sokrates öncesinde şüpheciliğin doruk noktasını oluşturan Sofistler dönemi bugün konuşacağımız Septiklere öncülük etmiştir. Her şeyin ölçütünün insan olduğunu söyleyen Protagoras, varlığı reddeden nihilist Gorgias ve din ve toplum öğretilerini baş aşağı eden geç dönem sofistleri hemen akla gelecektir.
  • Doğa filozoflarının birbirleriyle çelişen düşüncelerine itibar etmeyip dikkatini insana veren ilk ahlak filozofu Sokrates, en meşhur sözün de hiçbir şey bilmediğini belirtiyordu. Yine Sokrates’in soruşturma yönetimini kullanan Platon’u da öncü septiklerden sayabiliriz. Yaşadığı dönemin politik ve sosyal koşullarında sorunlar olduğunu düşünmüş ve felsefesini bu sorunları bulmak ve çözmek üzere kurmuştur.
  • Bir anlamda neredeyse tüm felsefe ve filozoflarda karşılaşabildiğimiz kuşkucu eğilimler nihayetinde bir okulun felsefesinin genel çerçevesini çizer hale gelmiş. Sokrates’le başlayan entelektüalist ahlak anlayışının Helenistik dönem okullarında yankı bulması, ahlaki formun en yüksek bireyi olan “bilge”nin erdeminin temelinin bilgi olması ile felsefe pratik bir bilgelik öğretisi olmuştu. Bu da bilgi ile pek yakından uğraşmayı gerektirmişti.
  • Septiklerin diğer “normal” filozoflardan farkı, kuşkuculuğun onların felsefelerinde tutarlı bir şekilde işlenmesi ve sistematize edilmiş olmasıdır. Nitekim Septikler de, bilhassa Orta Dönem Septikleri, kendilerini önceki filozofların, -yine- bilhassa Sokrates ve Platon’un- mirasçıları olarak görmüşler fakat kendi farklarını da -bizim de anlatacağımız gibi- belirtmişlerdir. Bu filozofların üretecekleri şüpheci argümanlar kendilerinden sonra tüm çağlarda ve coğrafyalarda ortaya çıkacak şüpheci filozoflara (Gazali, Montaigne, Descartes, Hume, Kant) kaynaklık edecek ve ilham verecektir.
  • Septiklerin doğal rakibi Stoacılardır ve onları konuştuğumuz sürece Stoacılara yönelik eleştirilerini dile getireceğiz. Epikurosçularla Stoacılar arasında bilgi konusunda bir tartışma yoktur, Epikurosçular bilginin doğruluğu bildiğimiz diğer doğrularla ve pratik hayatla çelişmediği sürece geçerli/önemsiz bulurken Stoacılar duyulara dayalı bilginin kesin doğruluğundan emindirler ve böylece doğal olarak Septiklerin hedefleri haline gelirler.
  • Septikleri ele alırken önceki iki okul gibi dönemler halinde ele alacağız. Septiklik üç dönem altında ele alınmaktadır.
    • İlk dönem Piron ve öğrencisi Timon’un yaşadıkları dönemdir. Bu döneme Pironculuk ve/veya Eski Şüphecilik denir.
    • İkinci dönem şüpheciliğin kaynaklarının Sokrates ve Platon olarak görüldüğü, Arkesilaos’un başlattığı dönemdir. Bu döneme Orta Dönem ve/veya Akademik Şüphecilik dönemi denir.
    • Üçüncü dönem İÖ 1. Yılyılda yaşamış olan Ainesidemos’la başlar. Akademik dönem fazla dogmatik bulunduğu için bağımsız bir felsefe kurulmaya çalışılır. Bu dönemde Pironculuk yeniden canlandırılır. Dönemin öne çıkan isimleri Ainesidemos, Agrippa ve Sextus Empiricus’tur. Sextus Empiricus ilkçağ şüpheciliğinin en olgun ve zengin versiyonunu temsil edecek ve eserleriyle az önce bahsettiğimiz gibi kendisinden sonraki dönemlerde şüpheciliğe kaynaklık edecektir.

İLK DÖNEM

  • Nasıl ki Platon’un Sokrates sözcülüğü yapmasından dolayı ikisinin felsefesini bir ele aldıysak Piron’un görüne kaynaklık eden Timon’la Piron’u da beraber ele alacağız.
  • Piron, Epikuros ve Kıbrıslı Zenon’un çağdaşı olup İÖ 360-270 yılları arasında yaşamıştır. Eski bir ressam olduğu aktarılır. Ailesi ve hocaları hakkında ayrıntılı ve kesin bilgimiz olmasa da Diogenes Laertius aktarımlarına göre Piron, Stilpon isimli Kinik felsefeyi benimsemiş bir filozofun ahlak öğretilerinden ve Demokritos’un hemşerisi ve atomcu felsefe eleştirmeni olan Anaksarkhos’un teorik felsefesinden etkilenmiştir.
  • Piron ayrıca Anaksarkhos ile birlikte İskender’in doğu seferlerine katılmış ve Hintli çileci rahipler (Gymnosoflar (Çıplak Sofistler) ve Mağ’lar) ile tanışmıştır. Piron’un bu rahip ve filozoflardan etkilenip etkilenmediği de tartışmalıdır. Her iki ihtimal de savunulmaktadır.
  • Sokrates gibi felsefe ile ilgili herhangi bir eser kaleme almamıştır ve bir okul kurmamıştır. Fakat Sokrates’in aksine inanlarla beraber bulunmaktan hoşlanmamış ve münzevi bir hayat yaşamıştır. Çokça hürmet gördüğü, konuşmalarının dikkatle dinlendiği, ruh dinginliği konusunda örnek gösterildiği aktarılır. Çeşitli devlet görevleri yapmış ve filozofların vergiden muaf olmasını sağlamıştır. Bir okul kurmadığı için de şüphecilik orta dönemde kendine Akademide yer bulacak, son dönemde de İskenderiye’ye taşınacaktır.
  • Timon ise İÖ 320-230 yılları arasında yaşamıştır. Felsefe haricinde edebiyatla ilgilendiğini ve şiir/tragedyalar kaleme aldığını biliyoruz. Bunun haricinde Homeros ve Hesiodos şiirleriyle, Aristoteles, Platon, Zenon, Euklides ve Epikuros gibi filozoflarla dalga geçen taşlamalardan oluşan üç ciltlik bir eser (Silloi) yazdığını biliyoruz. Bu eserlerinde Parmenides, Elealı Zenon, Demokritos ve Protagoras hakkında saygılı bir dil kullandığı aktarılmaktadır.

PİRON (VE TİMON)

  • Piron felsefesinin özeti denebilecek bir aktarımı Timon yapar. Aktarıma göre Piron mutlu olmak için bir insanın kendisine üç soru sorması gerektiğini ileri sürer:
    • Şeylerin doğası nedir?
      • CEVAP: Şeyler kendileri hakkında bilgi sahibi olmamız bakımından aralarında bir ayrım yapılamaz, üzerlerine karar verilemez, ölçülemez bir doğaya sahiptir. Bu yüzden ne duyularımız ne de aklımız şeyler hakkında bize bilgi veremez.
    • Şeylere karşı nasıl bir tutum izlemeliyiz?
      • CEVAP: Şeyler doğaları gereği bilinemediği için onlar hakkında hiçbir yargıda bulunmamalı ve bu tutumuzu değiştirmemeliyiz.
    • İzlediğimiz tutumun bizim açımızdan sonuçları ne olacaktır/olmalıdır?
      • CEVAP: Bu tutum sonucu insanın ağzını açmaması, şeylerle ilgili bütün kaygılardan korunması, mutlak ruh huzuruna (ataraksiya) erişmesi, özgürlüğü elde etmesi ile sonuçlanacak veya sonuçlanmalıdır.
  • SORU: Şeylerin doğası hakkındaki bilgisizliğimizin sebebi bizim duyularımız veya aklımızın yetersizliğinde değil, şeylerin doğalarında, onların özelliklerindendir Piron’a göre. Doğru mu?
  • CEVAP: Piron’dan önceki filozoflar şeyleri nasıl bilebileceğimizi tartışıyordu. Bunlar da genelde emprisizm ve rasyonalizm içinde ele alınıyordu. Bu ayrımın sebebi de doğruluk ölçütü konusunda uzlaşmazlıktı. Piron ise eşyanın kendisinin nasıl bir yapıya sahip olduğu, doğası bakımından bilinebilir bir yapıya sahip olup olmadığı sorunuyla ilgileniyordu. Bu konudaki düşüncesi de doğanın bizzat kendisinin belirlenmemiş, karışık, kavranması mümkün olmayan bir yapıda olduğu, doğayı meydana getiren şeylerin ölçülemez olduğu, doğadaki şeyler arasında bir ayrım yapılamaz olduğu ve onlar hakkında bir yargıda bulunulamaz olduğuydu. Yapmamız gereken herhangi bir yargıda bulunmamak ve tüm yargılarımızı askıda tutmak/yargıda bulunmaktan kaçınmaktı. (Epokhe)
  • SORU: Piron bu iddialarını nasıl temellendirir?
  • CEVAP: Piron’un bu konuda -bize ulaşan- bir açıklaması ve tanıtlaması yoktur. Akademi dönemi şüphecisi Ainesidemos’un açıklaması ise Piron’dan önceki filozofların birbirleriyle çelişen ifadelerinin Piron’da böyle bir yargı oluşmasına sebebiyet verdiğidir.  Bir kanıt olsaydı da Piron’un görüşleri kendi içinde çelişik olacaktı çünkü hiçbir yargıya varmamamız gerekiyor.
  • SORU: Yani Piron kendisinden önceki filozofların doğa ile ilgili görüşlerine karşı yeni bir metafizik öğreti geliştirmek yerine basit ve kategorik olarak doğanın kendisinin yapısı itibariyle karışık, belirsiz, ölçülemez bir şey olduğunu ileri sürüyor.
  • CEVAP: Bir bakıma bu da metafizik bir tezdir diyebiliyoruz buna. Bunun yanında bu tez doğanın bilgisiyle ilgilenmesi bakımından epistemolojik bir tezdir ve doğrudan epistemolojiye, epistemolojinin kendisine yönelik bir itirazdır. Eğer doğanın kendisi bilinemez ve araştırılamaz bir şeyse doğaya yönelik bir araştırmanın anlamı kalmayacaktır.
  • SORU: Bilim ya da felsefe yapmanın bir anlamı kalmayacak mı o zaman?
  • CEVAP: Bilim ya da felsefe yapmanın bir anlamı kalmamasının yanında, herhangi bir şey hakkında herhangi bir yargıda bulunmak bile anlamsız ve aynı zamanda yanlış olacaktır. Onun takındığı bu susuş tavrından sadece doğal şeyler değil, her türlü ahlaki, toplumsal, dinsel inançlar da nasibini alacaktır.
  • SORU: Piron’un takındığı bu tavır ahlak felsefesi yönünde konuşmamak mı yoksa yine benzer şekilde ahlaki ilkelere yönelik çeşitli eleştiri ve öğretilerde mi bulunmak olacaktır?
  • CEVAP: Piron da Demokritos gibi mutluluğu dirlik ve gönül şenliği (euthymia) için geçen bir yaşam olarak tanımlıyordu. Felsefenin ödevi, hayatı, mutluluğa göre düzenleyebilmek için doğruyu ve gerçeği tanıtmaktır. Bu yüzden bilginin kendisi üzerine çalışır ve onun doğası gereği bilinemez olduğunu söyleyecektir.
  • O ahlaki bakımdan iyi ile kötü arasında her türlü ayrımı reddedecek, eylemleri yanlış veya doğru şeklinde değil, uylaşımlar ve alışkanlıklara göre tasnif edecektir. Piron’u bu görüşe iten temel argüman ise herkesi kapsayacak şekilde iyi veya kötü bir şeyin olması söz konusu olamaması ve dolayısıyla doğa bakımından iyi (veya kötünün) ne olduğu bilinemez olduğudur.
  • SORU: Ahlak felsefesinin en önemli problemi mutluluğun nasıl elde edildiğidir. İyi/kötü ayrımının mümkün olmadığı bir evrende mutluluk  nasıl elde edilir Piron’a göre?
  • CEVAP: Öncelikle, hiçbir şeyin bilinemediği ve her şeyden kuşku duyulan bir dünyada bulunmak bile başlı başına bir huzursuzluk kaynağıdır ve mutluluğa manidir. Nitekim Sokrates de hiçbir şey bilmediğini belirtmesine rağmen bunun sürekli olarak içinde kalınması gereken bir ahlaki durum olduğunu belirtmemiştir. Sokrates’in entelektüalist ahlakına göre de mutluluk için bilgiye (doğru bilgiye) ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu yüzden onun şüpheciliği “yöntemsel şüphecilik” olarak ele alınır. Sokrates’in devamında Platon, Aristoteles, Zenon ve Epikuros da mutlu olmak için makul ilkelere ihtiyaç duyulduğunu belirtmiş ve pratik akıl da bu ilkelere göre hareket eden bir yeti olarak ele alınmıştı. Piron’a geldiğimizde ise insanın mutlu olmak için ilkelere ve doğrulara ihtiyaç duyulmadığını, mutlu olmanın yolunun bilmek ile değil her şeyden şüphe etmek ve hiçbir şey hakkında bir yargıda bulunmamak olduğunu görüyoruz.
  • SORU: Her şeyden şüphe etmek ve herhangi bir yargıda bulunmamak bizi nasıl mutlu edebilir?
  • CEVAP: Antik Yunandaki ahlak felsefelerini incelediğimiz bu ideal insanın dış şeylerden etkilenmeyen, kendisine ve ruhuna hâkim ve kendi kendine yeterli bir insan olduğunu görüyoruz. Sarsılmaz ruh dinginliğine erişmiş, kendine hâkim insan ideal olarak doğası gereği bilinemez eşya hakkında hiçbir yargıya da varmayan insandır aynı zamanda Piron için. Demokritos’un deyişiyle “insan elde edebileceği şeylerin peşinden koşmalı, gerisi için çabalamamalıdır.” Hiçbir şeyi bilemeyecek, dolayısıyla elde edemeyecek insan da tamamen her şeyden vazgeçmelidir o halde.
  • Piron ahlak hakkında Demokritos, Sokrates, Kinikler ve Stoacıların görüşlerini paylaşır. Mutlu insan özgür, kendine yeten, dışsal şeylerden etkilenmeyen, arzu ve tutkulara direnebilen, hazlar gibi acılara da teslim olmayan, ruh sükunetine ve huzuruna kavuşmuş insandır. Şüphecilik takınılması gereken doğru tavır olduğuna göre bu özellikler listesine şüphecilik de eklenmelidir. Dolayısıyla mutlu insan dünyaya, eşyaya, değerlere karşı kayıtsız olan, onlara değer vermeyen ve onlar hakkında herhangi bir yargıda bulunmayan insan olacaktır. Nitekim Timon, Piron’u şöyle tasvir eder:
    • “Gördüğüm insan böyle bir insandı, ünlü, ünsüz bütün insanlara boyun eğdiren her türlü baskıya direnen, onların hiçbirinden etkilenmeyen bir insandı.”
  • Timon, Piron’un sakinliğinden, etrafında olup bitenlere hiç önem vermemesinden, hiçbir zaman dinginliğini bozmaksızın yaşamasından duyduğu hayranlığı da belirtir:
    • “Ey yaşlı adam, ey Piron, Sofistlerin sanılarına ve boş düşüncelerine köle olmaktan kurtuluş yolunu nereden ve nasıl buldun? Her türlü kandırmacanın ve iknanın prangalarını nasıl çözdün? Yunanistan’da hangi rüzgarların estiğini, şeylerin nereden gelip nereye gittiğini öğrenmek zahmetine girmedin?”
  • SORU: Şüpheciliğe yönelik yapılacak bir diğer eleştiri de hiçbir şey hakkında bir yargıya varılmayacağını, varılmaması gerektiği bildirilse de “her şeyden şüphe” yargısı kendi başına bu tutuma tezat oluşturuyor olduğudur.
  • CEVAP: Evet ve bu sorun dönemin Stoacısı Aristokles tarafından da dile getirir:
    • “Septikler bizden hiçbir görüşe sahip olmamamızı isterlerken belli bir görüşü kabul etmemizi öğütlemekte ve insanların hiçbir yargıda bulunmamalarını gerektiğini söylerken kendileri bir yargıda bulunmaktadırlar. Onlar sizden hiç kimsenin görüşüne katılmamanızı talep ederken kendilerine inanmanızı istemektedirler.”
  • SORU: Her şeyden şüphe ederek yaşamak, pratik olarak bir yaşam sürdürmek nasıl mümkün olabilir?
  • CEVAP: Büyük metafizik öğretilere sahip olmadan yaşamak mümkündür ama pratik hayatla ilgili basit yargılarda (sağduyu) bulunmadan yaşamak pek kolay değildir. Nitekim Piron da şüphecilik görüşlerine tutarlı bir hayat yaşarken birçok tehlikelerle karşılaşmıştır. Duyularının tanıklığını reddeden Piron, hiçbir önlem almadan karşısına çıkan arabalara, uçurumlara dikkat etmeden dolaştığı için hayatı boyunca çokça tehlikelere maruz kalmış, bu tehlikelerden etrafındaki insanların yardımlarıyla kurtulmuştur. (Ainesidemos da sadece felsefesinin şüpheci olduğunu söyler-DL)
  • Bu soruna eğilen Timon şüphecilikte bazı iyileştirmelere gidecektir. Bu iyileştirme şeylerin varlığı veya gerçekliği ile görünüşler arasında yapılan ayrıma dayanır. Bu ayrım ve açıklama Timon sonrası Septikler tarafından da kabul görecek ve onların pratik hayat kılavuzu olacaktır.
    • “Biz olayın, görünenin kendisini kabul ediyoruz ama onun göründüğü gibi olduğunu reddediyoruz. Biz ateşin yaktığını algılıyoruz ama ateşin doğasının yakmak olduğuna dair yargıdan kaçınıyoruz. Biz yine bir şeyin hareket ettiğini, yok olduğunu görüyoruz ama bunların nasıl meydana geldiğini bilmiyoruz. Biz sadece görünen şeylere eklenen apaçık olmayan şeylere karşı çıkıyoruz.” (Timon)
  • SORU: Septikler hayatımızı kendilerine dayandırdığımız “gerçeklikleri” elimizden alacak ve onların yerine “görünüşleri” koyacaklar yani.
  • CEVAP: Septikler de algı konusunda Epikurosçular ve Stoacılardan pek farklı düşünmüyorlar’ diyebiliriz. Septikler algının varlığını veya ne algıladıkları konusunda değil, algıladıkları şeyin doğası hakkında yargıda bulunmaktan kaçınıyorlar. Dolayısıyla onlar “o halde çünkü bal tatlıdır” önermesine/çıkarımına katılmıyorlar.
  • SORU: Bu görüşlerden yola çıkarak varlığı algıya indirgemek mümkün değil mi? Yani dışarıda aslında gerçekten bir şeylerin (doğasını bilebileceğim veya bilemeyeceğim) bir şeylerin var olmadığını, sadece algılarımın var olduğunu iddia edemez miyim? Zira varlığa hiçbir şekilde itibar etmiyor Septikler.
  • CEVAP: Septikler, Antik Yunanın modasına uygun olarak realist bir şekilde, dış dünyada varlık olduğunu kabul ederler, sadece onun bilinemez olduğunu söylerler. Bahsettiğin durum modern çağda karşımıza çıkacak Berkeley’in öznel idealizmidir.
  • Bu görünüşler arasında bazılarını diğerlerine göre daha az veya çok faydalı olarak görülmesi gibi özelliklerle Akademi dönem septikleri bu kuramı geliştireceklerdir. Bu kuram Piron’un mutlak şüpheciliğinden daha makul olduğu açıktır.

Kaynakça:

İlkçağ Felsefe Tarihi 4. Cilt, Ahmet Arslan

Felsefe Tarihi, Macit Gökberk

Ünlü Filozofların Hayatları ve Öğretileri, Diogenes Leartius

PODCAST: History of Philosopy Without Any Gaps

PODCAST: GayriSafii Fikirler; Epistomolji 101 Bölüm VI, VII

PODCAST: Yalansavar

Tagged as: .

Rate it
Previous post

Post comments

This post currently has no comments.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *