play_arrow

Yeni-Platonculuk

Plotinos: Sanat ve Ahlak Felsefesi

Bilal A. Aralık 16, 2019 179


Background
share close

PLOTİNOS FELSEFESİ

SANAT FELSEFESİ

Güzel Nedir?

  • Plotinos’un verdiği örnekten güzelin tanımını yapalım ve bunun için önümüzde iki kay parçası var sayalım. Birisi yontulmuş ve güzel bir heykel bir yapılmıştır, diğeri de doğada bulunduğu haliyle durmaktadır. Biz neden heykel olan taşa güzel deriz ekseriyetle ve güzellik heykelin neresindedir?
  • Güzellik taşın kendisinde midir? Hayır, eğer öyle olsaydı diğer taş da güzel olacaktı. Güzellik taşa sanat değeri kazandıran sanatçıda mıdır? Plotinos’a göre hayır, çünkü sanatçı heykeldeki güzel formunu yaratan değil, onu heykele kazandırandır. Dolayısıyla buradaki güzellik Formun kendisidir, güzel İdeasıdır.
Doğal Şeyler Güzeldir
  • Mesela Afrodit’in, Helen’in güzelliğini de över Plotinos ve doğal şeylerin de güzel olduğunu söyler ama doğal şeyler güzelliklerini kendilerinden değil doğadan alır.
  • Doğa güzelliğini Ruhtan, Ruh da Akıl’dan (İdea) alır. Akıl ise güzelliği geçen program gördüğümüz gibi Bir’den almaz çünkü Bir için sadece iyidir diyebiliyorduk.
Erdem ve Bilgelik Güzeldir
  • Güzellik araştırma, davranış ve gelenekle ilgili şeylerde, kısaca ruhta ve zihinde de bulunan bir şeydir ve bu dünyadaki en güzel şeyler bunlardır. Erdem ve bilgelik bu güzelliklerdendir.
Sanat Değersiz Bir Taklit Değildir
  • Platon aynı zamanda sanatın bir taklit olduğunu ve bu yüzden de değersiz söylüyordu. Plotinos ise benzer fikirde değildir. Eğer sanata taklit dersek doğaya da taklit demek zorunda kalacağımız için ona taklit diyemeyiz.
  • Hem sanatçı bir şey yaparken doğayı değil, doğayı da oluşturan İdeaları taklit eder. Yani sanat doğanın taklidi değil, sanatçının akılsal dünyayı seyretmesi ve o güzelliği duyular dünyasında meydana getirmesidir.
Güzeli Görür Görmez Tanırız
  • Öncelikle güzelliği Form (İdea) olarak tanımlamıştık. Dolayısıyla yine bir form olan ruhumuz onu görür görmez tanır der Plotinos.
  • Bundan yola çıkarak da Platon’un güzelliği doğru oran, simetri gibi fiziksel unsurlar olduğu tanımına itiraz eder ve güzelliğin varlığa gelmiş olay şeyin kısımlarına birlik kazandıran form olduğunu söyler.
  • Bu güzel bir eseri veya yapıyı oluşturan şeyleri, cisimleri kaldırdığımızda geride kalan şeye güzel demek anlamına geliyor; yani o şeylerin birliğini oluşturan formdur.
  • Başka bir deyişle, onu biçimlendiren idea cismi güzel yapar; ideasının ereğine uyan bir “birlik” olursa cisim güzel olur.
Yine De Onu Açığa Çıkarmalıyız
  • Bu tanım (metafor) güzelliğin şeyler tarafından etrafının çevrildiği, saklandığı ve görünmez kılındığı anlamına gelir. Bizim onu görmemiz için güzelliği duyular dünyasıyla bağlantılı olduğu şeylerden, bu ruhun üzerini kaplayan kirlerden kurtarmamız gerekiyor.
  • Yani Plotinos’un estetiğinde amaç, onun ahlak öğretisindeki gibi, ruhun arındırılmasıdır. Dolayısıyla ahlaki erdemler de estetik işlevlere bürünür, nefse hakimiyet (bedensel zevklerden kaçınma), cesaret (ölümden korkmama), bilgilik (duyular dünyasından yüzü çevirip tinsel dünyaya yönelmek) gibi erdemler birer arınma eylemine dönüşür.
  • Özetle, gerçek güzellik olan Bir’e ulaşmak için biz de ruhumuzu güzel kılmalıyız, çirkinliklerden arındırmalıyız. Ruhu güzel kılan şeyler de ahlaki erdemlerdir.
  • Yani Plotinos İyi ile Güzel birbirine özdeş kılar.

“Böylece tanrı ile ilgili olarak iyilik ve güzellik nitelikleri aynı şeylerdir veya iyi olan güzel olan aynı gerçeklerdir. (…) Onu görmeyen insan iyi olarak arzu edebilir ama gören insan onun güzelliğiyle dolar, olağanüstü şeyler görür ve bundan büyük bir haz duyar. (…) Bütün diğer aşklara güler, daha önce güzel olduğunu düşündüğü şeylere küçümsemeyle bakar.”

plotinos

AHLAK FELSEFESİ

  • Plotinos’un metafiziğinde olduğu gibi ahlak felsefesinde de Ploton, Aristoteles ve Stoacıların etkisi bulunmaktadır. Diğer tüm ahlak felsefelerinde olduğu gibi Plotinos Ahlak felsefesinin mümkün olması için özgür irade ve kötülüğün olması ve tanımlanması gerekmektedir.

ÖZGÜR İRADE

  • Özgür irade tartışması ister istemez metafizik tartışmayı da beraberinde getirir ve nedensellik sorgulaması ile yapılır.
  • Tüm davranışların cansız atomlardan etkilenmesi, onlar tarafından belirlenmesi veya gök cisimlerinin hareketlerinden etkilenmesi düşünülemez ona göre.
  • Dolayısıyla insan davranışları bireysel ruhların bedeni etkilemesi, onu kontrol etmesi ile açıklanır. Yoksa davranışlar atomcu anlamda mutlak/kaderci bir zorunluluğun, fiziksel bir nedenselliğin eseri değildir.
Nedenlerin İki Türü
  • Plotinos, ileride Spinoza’nın da söyleyeceği gibi, insan davranışlarının iki tür nedeni olduğunu söyler. Bunlardan biri dışsal, diğeri içsel nedenlerdir.
  • Dışsal nedenler bizim fiziksel dünyanın nedenselliği, determinizmi dediğimiz şeydir ve evet bu anlamda dünya deterministtir ve her şey önceden belirlenmiştir.
  • İçsel nedenler de insan tarafından, bireysel ruhlar tarafından belirlenen ve harekete geçirilen eylemlerin nedenleridir ve bu anlamda insan özgürdür.
  • Özgür eylem doğru akla uyan ruhun üst kısmının yaptığı, kendi seçimimizin sonucu olan, rastlantı veya zorluluğun etkisi altında olmayan eylemdir.

“Herhangi bir zorlama altında bulunmaksızın ve kendi hakkında tam bir bilgiye sahip olarak gerçekleştirdiğimiz eylemimiz, özgür eylemimizdir.”

PLOTİNOS
  • Plotinos için bilgisizlik gerçek özgürlükle uyuşmaz. Bir eylemin özgürce yapılması demek onun bütün unsurları ile bilinmesini gerektirir. Bu durumda fail özgürce bir cinayet işlemiş olmayacaktır.
  • Kimsenin herhangi bir şeyi tam olarak bilemeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu aynı zamanda kimsenin tam olarak özgür olamayacağı anlamına da geliyor. Bu da pratikte özgür iradenin olmadığı anlamına gelir gibi görünüyor.
  • Onun ruh anlayışına baktığımız zaman ruhun hem bu dünyaya hem de Akıl’a yönelik olabileceğini söylemiştik. İlgisi duyular dünyasında olan Ruh maddenin etkisinde kalarak doğru bilgiye erişmeyecek ve kötü eylemi gerçekleştirecektir.
  • Bunu engellemek için de Ruh, Akıl’a dönecek, gerçek iyinin tam bilgisine sahip olarak kötülükten uzaklaşacak ve böylece özgürleşecektir.
  • Çünkü Sokratesçi anlamda insan eğer doğru bilgiye sahip olursa kötülük yapamaz. Doğru bilgiyi de ancak akıl düzeyinde elde edebilir.
  • Yani özgürlük onun tüm metafiziğinde olduğu gibi aşamalı olarak gittikçe yukarıya bağlanan bir olgudur ve insan gerçekten akıl düzeyinde özgür olur. Özgür eylem Sokratesçi anlamda doğru bilgiyle ilişkiliyse ruh (insan) doğru eylemi zorunlu olarak yapacaktır da diyebiliyoruz. Bu da yine Plotinos’un özgür eylemin zorlama altında yapılamayacağı yargısına götürür ki kendimizi bir çelişki içinde buluruz.
  • Böyle bir çelişki olmasına rağmen Plotinos’a göre maddenin etkisi, zorlaması altındaki ruh özgür değilken doğru bilginin zorunlu etkisi altında eylemde bulunan ruh özgürdür.
  • Plotinos için özgürlük ile zorunluluğun birlikte bulunması, bu durumda çelişkili değildir.

KÖTÜLÜK

  • Kötülük meselesi tanrının inayetiyle epey ilgili bir konu çünkü hem kötülüğün hem de tanrısal inayetin bir arada bulunması veya bulunmaması çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. Biz de bu olguların felsefe tarihinde nasıl ortaya konduklarını sıralayarak konuya başlayalım.
  • Yunan dünyasında kötülük kavramını ilk olarak Platon ortaya atmıştı. Ona göre kötülük bilgisizlikten, iyinin olmayışından kaynaklanıyordu.
  • Tanrı iyiydi ve dünyayı da meydana getiren şey tanrı (Demiorgos) olduğu için dünya da iyiydi ve dolaysıyla dünyada tanrısal inayet vardı.
  • Stoacılar da dünyanın iyi olduğunu, kötülüğün gerçek olmadığını çünkü tanrısal inayetin dünyayı kuşattığını savunmuşlardı.
  • Aristoteles ve Epikurosçular inayeti savunmazken Gnostikler dünyanın bizatihi kötü bir tanrı (Demiorgos) tarafından yaratıldığını söylediklerini Yeni-Platoncu kaynakları bölümünde görmüştük. Gnostiklere göre kötü olan bu dünyadan kaçıp kurtulmak gerekiyordu.
Kötülük Diye Bir Şey Yoktur
  • Plotios’ta kötülük problemini incelemek için önce tanrısal inayete bakalım. Öncelikle Plotinos, Platon ve Stoacılardan yana tavır alacak bu konuda. Evet, tanrısal inayeti akıllı bir tasarımcının evreni yaratıp yönetmesi şeklinde düşünürsek böyle bir şey yoktur fakat evreni iyiyi gerçekleştirmeye çalışan bir aklın ürünü olarak görürsek tanrısal inayet vardır. Çünkü evrendeki her şey Akıl’a uygundur.

“Evrenle ilgili inayet, onun Akıl’a uygun varlığıdır.”

Plotinos
  • Duyular dünyası, evren de bu Akıl’ın eseri olduğu için bütün olarak iyi olsa da o meydana gelirken ona kötülük karışmıştır. Çünkü duyular dünyası çokluklar dünyasıdır. Aynı zamanda mükemmel bir şeyden çıkan başka bir şey zorunlu olarak ondan daha az mükemmel olacaktır.
Doğa Kötü Değildir
  • Doğa dediğimiz şey tüm canlıların birbirlerini yediği bir ortam. Buna kötü demek için bir aslan tarafından parçalanmamız, bir yılan tarafından zehirlenmemiz ya da serseri bir virüs tarafından acı içinde ölmemiz gerekmiyor esasen ama Plotinos’a göre bunlar kötü şeyler değildir.
  • Varlık dediğimiz şey zaten böyle oluşmuyor mu? Kısaca aslan seni yiyecek ki yavru yapabilsin.
İnsandaki Kötülük Aslında Faydalı Olabilir
  • İnsanların böyle “doğal” olmayan amaçları için birbirine kötülük etmesi de aslında doğru cezalara örnek olabilmesi için faydalı şeylerdir. Bu erdemsizlik sayesinde erdemi öğreniriz.
  • Kötü şeylerin kötü insanların değil de iyi insanların başına gelmesi de sağduyu tarafından kolay yanıtlanamaz. İyilerin payına hastalıklar, yoksulluklar, acılar düşerken kötüler her türlü nimetten faydalanıyor.
  • Plotinos’a göre sorun, buradaki iyilik ve kötülük tanımındadır. Bu sayılan kötülükler kötü olmadığı gibi iyi olduğu düşünülen nimetler de aslında iyi değildir.

“İyi bir insan için hiçbir şeyin kötü olmadığını, kötü bir insan için ise hiçbir şeyin iyi olmadığını söylemek doğrudur.”

Plotinos
  • Yani Stoacılar gibi Plotinos için de iyi doğaya uygun olan, kötü ise doğaya aykırı olandır. Bir insanın başına iyi veya kötü olduğu sanılan şeylerin gelmesi ondaki iyiliği veya kötülüğü etkilemez çünkü bunlar gerçek anlamda iyi veya kötü değildir.
  • Dolayısıyla bunların dağıtımında adaletsizlik de söz konusu değildir ve haliyle tanrısal inayet aksine bir kanıt oluşturmazlar.
Karma
  • Yine de bu kötü olduğu düşünülen şeylerin karma denebilecek bir mekanizma ile dağıtıldığını söyler Plotinos.
  • İnsanların başına gelen “kötü” şeyler, daha önceki hayatlarında yaptıkları kötü şeylerin sonucudur. Bu anlamda dünyada tanrısal bir adalet vardır. Mesela bir kadına tecavüz edilen biri, yeni hayatında kendisine tecavüz edilecek bir kadın olarak dünyaya gelir.
  • Ayrıca ölüm denen şey zorunlu olarak gerçekleşir. Bir canlının ölürken başka bir canlıya yararlı olacak şekilde ölmesi (onun besini olarak ölmesi) yararlıdır ve iyidir.
Hayat Ciddiye Alınacak Kadar Ciddi Bir Şey Değildir.
  • Ona göre hayatı fazla ciddiye almanın kendisi ciddi bir davranış değildir. Bu dünyada ciddiye alınacak şeyler sadece ruhumuzla ilgili şeylerdir. Geri kalan her şey çocuk oyunundan farklı değildir.
  • Bu sayılan sözde kötü ve korkunç şeyler çocukların ipe sapa gelmez şeylerden sızlanmalarına benzer.
Kötülü Varsa Da Bunun Sorumlusu İnsandır
  • Plotinos’a göre evrende iki türlü inayet vardır; tanrısal inayet ve bireysel inayet. Tanrısal inayet mutlak olarak iyi olan, Akıl’dan gelirken bireysel inayet ise bireyden türeyen, bireyin Evrensel Akıl ile ilişki kurmasına imkân veren bireysel akıldır. Evren (Evrensel Akıl) iyidir ama insan kötüdür veya kötü olabilir.
  • İnsan eğer özgür iradesi ile üst akla yönelir, tinsel olana ulaşmayı hedeflerse iyi, zaten maddeyle bulaştığı duyusal dünyaya kapılırsa kötü olur. Bu yüzden de o eylemlerinden sorumlu tutulabilir ve bu yüzden kınanabilir.

“Çünkü insan basit olsaydı yani sadece yapılmış bir şey olsaydı, eylemleri ile deneyimleri sadece bunun sonucu meydana gelseydi, diğer canlı varlıklardan farklı olarak ahlaki bakımdan bir kınamanın muhatabı olmazdı.”

Plotinos
Kötü Olan Aslında İnsandır
  • Onun madde ile tin arasında kurduğu ikilik aslında insanın ruhu içinde, tine ve maddeye yönelmiş özellikleri, yönelimleridir.
  • Maddeye yönelen ruh özgür değildir ve kötüdür, tine yönelen ruh özgürdür ve iyidir.
  • Bu aynı zamanda ruhun maddeye yönelmiş kısmına kader, tine yönelmiş kısmına da inayet diyebileceğimiz anlamına gelir.

ERDEM ve MUTLULUK

  • Şimdiye kadar gördüğümüz tüm Plotinos felsefesinde bu dünyanın mümkün olan dünyalar arasında en iyi olduğunu gördüysek de gerçek mükemmel dünyanın bu duyular dünyası değil de tinsel dünya olduğunu defalarca dile getirdik. Tabii bu duyular dünyasının tamamen gözden çıkarıldığı anlamına gelmez.
  • Plotinosçu metafizik, insanın duyusal, maddi iyileri, erdemleri (haz, sağlık) yok etmesini değil, ölçülü olmasını onlar üzerinde yükselmesini hedefler.
  • Duyusal aşk reddedilmez ama onun gerçek aşkın sönük bir kopyası olduğu unutulmasın istenir. Zaten insanı insan yapan onun ruhu değil midir? Öyleyse duyusal iyilere ve duyusal aşka değil, mutlak iyiyi ve gerçek aşkı hedeflemeliyiz.
Ahlak Birey İle İlgilidir
  • Mesela Platon ve Aristoteles için ahlak ve mutluluk ancak toplum ve devlet düzeniyle mümkün oluyordu. Plotinos’ta ise toplumsal alana ait için hemen hemen hiçbir ilgi yoktur.
  • Ona göre filozof siyasetle ilgilenmez, yönetici veya reformcu olmaya çalışmaz. Ona göre bilge insan mutluluk arayışı içindeki insandır ve bu arayışı yalnız yapar ama hayır, o münzevi hayatı yaşamaz ve öğütlemez.
  • Plotinos ruh kuramında onun ruhta iki yön bulunduğunu söylediğini görmüştük. Ruhun madde ve duyusal dünya ile irtibatlı kısmı ve tinsel olan, Ruh ve Akıl ile irtibatlı kısmı vardı. Doğal olarak erdemler de ruhun bu yönlerine göre şekillenecektir.
  • Buna göre Plotinos, Platon ve Aristoteles’ten farklı olarak ahlaki erdemleri (bilgelik, cesaret, adalet, ölçülülük) duyusal dünyaya yönelik erdemler olarak görür.
  • İnsanın gerçek mutluluğu ruhun yukarı kısmına yönelik olan entelektüel erdemlerle mümkündür ve bu erdemler de düşünce ile ilgili olan teorik erdemler, theoriadır.
Ahlaki Erdemler Ruhu Arındırır
  • Ruhun alt kısmına yönelik olan ahlaki erdemler ruha sınır ve ölçü getirecek, onun madde ve duyular dünyasına kapılmasını engelleyecektir. Bu erdemler aynı zamanda ruhun arınmasını da sağlayacaktır.
  • Ahlaki erdemler sayesinde arınan ruh, ruhun yukarı kısmına ve Akıl’a yönelebilir ve entelektüel erdeme (theoria) sahip olabilir böylelikle.
  • Bu da bizi Plotinos’un sanat felsefesinde ulaştığı sonuca götürür. Onun sanat felsefesinde güzelin işlevi bizi iyiye götürmesiyle, ahlak felsefesin de ahlaki erdemlerin işlevi bizi arınarak Akıl ve oradan da Bir’e ulaştıracak bir temaşaya ulaştırmasıdır.
  • Bizi Bir’e ulaştıracak mistik deneyim, sezgisel kavrayış sayesinde taşmanın bütün katlarını geri doğru atlamış, her şeyin fışkırdığı kaynağa ulaşmış oluruz.

YENİ-PLATONCULAR

ÖZET TARİHİ

  • Plotinos’tan sonra yeni Platonculuk üç dönemde ele alınır.
    • Plotinos’un öğrencileri olan Amelius ve Porfirios’un dönemi.
    • İamblichos’un öğretileriyle oluşan Suriye ve Bergama Yeni Platoncu okulları
    • Atina ve İskenderiye okulları (İS 5-6.yy)
  • Yeni Platonculuk Atina’da, Bizans kilisesi baskısıyla İmparator Jüstinyen tarafından 529 yılında kapatılıncaya kadar, Akademi’nin resmi felsefesi olarak varlığını sürdürür.
  • Burada öne çıkan isimler Plutarkhos (432), Syrianus (437) ve Proclos (412-485) ve Damascius’tur.
  • Akademi kapandıktan sonra Damascius, Simplius ve dört meslektaşı ile iran’a (Sasaniler) geçerler fakat umduklarını bulamayınca Atina’ya geri dönerler.
  • İskenderiye okulu Arapların 641’de mısırı fethetti döneme kadar devam eder. Okulun Yeni-Platoncu başlatıcısı Plotinos’un hocası Ammnius Saccas olarak kabul edilir. Sonraki takipçileri matermatikçi Theon ve Hıristiyanlar tarafından öldürülen kızı Hypatia’dır.
  • Bu okulun en parlak dönemi Proclos’tan ders alıp İskenderiye’ye gelen Ammanius dönemidir. Okulun Hıristiyan hocaların eline geçmeden önceki son temsilcisi Olympiodoros’tur. Bu filozof Bizans ve İslam dünyasındaki Yeni-Platoncu etkinin korunmasında önemli rol oynar.

PORFİRİOS

  • Porfirius’u ise Plotinos’un Ennead’lar eserini düzenlemesi ve hayatı ile ilgili bilgiler vermesinden biliyoruz. Çok yazan biri olmasına rağmen eserlerinden çoğu elimizde değildir.
  • Kendisinden sonraki dönemi, bilhassa İslam felsefesini en çok etkileyen eseri İsaguci adlı eseridir. Bu eser Aristoteles’in mantığına (Kategoriler) bir giriş olması amacıyla yazılmıştır.
  • Eser Aristoteles’in mantığının beş tümelini (cins, tür, ayrım, türsel ayrım ve ilinek) kavramlarını ele alarak tümelleri inceler. Eserin önemi orta çağ boyunca sürecek olan “tümeller tartışması”nı başlatmasıdır.

İAMBLİCHOS

  • Porfirios’un öğrencisidir. 245-330 yılları arasında yaşamıştır. Apamea’da (Suriye) kendi okulunu kurmuştur. Yazdığı eserlerden hiçbiri günümüze ulaşabilmiş değildir.
  • Plotinos felsefesini polytheismin (çok tanrıcılığın) teolojisine temel yapmaya çalışır. Bu teoloji antik dinleri bir araya toplayarak din akımını sonlandırmayı hedeflemiştir.
  • Öğrencisi İmparator Wulianus Apostata (332-363) benzer düşünceyle Hıristiyanlığı Roma’nın resmi dini yapmış amcası Konstatin’in aksine dinden dönerek ülkesini gittikçe yayılan Hıristiyanlığa karşı korumaya çalışmıştır.

BİZANSLI (İSTANBULLU) PROCLOS

  • 410-485 yılları arasında yaşamıştır ve Platon’un Akademisini yönetmiştir. İamblichos’a benzer şekilde antik dinleri kurtarma istemiştir ama başarısız olmuştur.
  • Onun için de anlaşılır alanda kalan bilim, anlaşılırın üstüne erişebilmek için dinin realitelerine muhtaçtı.
  • Bu, yeni Platoncu metafiziğin bunakça ukalalıklarla dolu bir metinden ayrılan son sözü, eskiçağ düşüncesinin ölüm vasiyetnamesidir.
  • Proclos için dinin realiteleri sihir uygulamalarıdır. Oysa bu, Platon için adaletin uygulanması idi.

FELSEFENİN SONU

  • Yunan düşüncesi bir zamanlar rasyonalist tutumu ile kendisini mitolojiden kurtarmıştı ama dönüp dolaşıp yine irrasyonalizme kapılır. Bundan böyle batıda uzun zaman bilim ve felsefe değil, theosophia (tanrı bilgeliği) hüküm sürer.
  • İmparator Jüstinyen’in emriyle Akademi kapatıldığında geçmişin bu artığına kimse ilgi göstermez. Roma iki yüzyıldan beri imparatorluk Hıristiyanlığı kabul etmişti ve somut dini sorunlar theoria’nın önüne geçmişti.
  • İnsanın kendi aklının gücüne yaslandığı dönem sona erecek ve bin yıl sürecek bir dini inanca bağlanılacak ve vahyin sözü dinlenecektir.
  • İnsanın doğruyu kendisinin araması yeniden doğuş olan Rönesans’ta tekrar ortaya çıkacaktır. Yeniden doğan şey Yunanlıların özgür araştırması olan ethos’udur, bu tutumdur.
KAYNAKLAR:
İlkçağ Felsefe Tarihi 5. Cilt - Ahmet Arslan
Felsefe Tarihi - Macit Gökberk
Felsefe Tarihi - Alfred Weber

Etiketler:.

Rate it
Önceki bölüm
Benzer programlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Bir Yorum Yazın

Mail adresiniz burada gösterilmeyecektir. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.